Amsterdam – Gezilecek Yerler

Ve eveet, merakla beklediğimiz Amsterdam ziyaretimiz başladı. Şu an hali hazırda uçaktayım ve Pegasus’un yarısı boş uçağıyla yarı uzanır halde Almanya topraklarının üzerinden geçiyoruz. Blog yazmak son derece zahmetli bir iş. Aslında bu blogu hafızamızın bize ihanet edip bütün detayları unutacağımız günler için yazıyorum. Yani aslında hiç bir ticari kaygım bulunmuyor (en azından şimdilik).

Uçağımız 19:20 uçağıydı. Aslında bu bileti aldıktan sonra çok pişman oldum. Pegasus’un daha erken saatte başka uçağı bulunmuyordu yada çok pahalıydı. sabahki bileti yada  Thy’den biraz daha fazla ücret ödeyerek bilet alabilirdim fakat paraya kıyamadım sanırım. Siz siz olun biraz daha fazla ödeyerek o bileti alin, gününüzü öldürmeyin.
Aslinda Amsterdam’da hayat gece canlanıyor fakat bu yorgunlukla neler yapabiliriz göreceğiz.

Amsterdam öncesi hazırlıklarımızdan biraz bahsedecek olursak;

Öcelikle aylar süren bir araştırma. Özellikle Amsterdam gibi bütün şehir açık bir müze ise o zaman araştırmalarınızı biraz daha detaylı yapmak gerekiyor. Birde buna Hollanda gibi biraz pahalı bir yer ise o zaman araştırmalar biraz daha derinleşiyor. Nereye gitmeliyim, hangi aktiviteleri seçmeliyim,  nerede yemek yemeliyim gibi pek çok konu işin içine giriyor. Tabi kameralar hazırlanıyor, kartlar, soğuk bir memlekete gideceğimiz için kışlıklar çıkarılıyor vs vs. Sonrasında seyahatten bir önceki akşam valiz kapandı ve heyecan başladı. Sabah aylarca beklenen Euro düşmeyince son çare olarak döviz çevrildi. 7 günlük tatilin her günü için yaklaşık 65 euro civarında paramız bulunuyor. Kredi kartı da kullanacağımızı düşünecek olursak makul bir miktar. Fazla müze vs masrafımızda  yok zaten ?.

Sonra gecen günlerde Atatürk hava alanında yaşanan Canlı bomba uyarıları sebebi ile hava alanına 3 saat erken geldik. Bu durumdan aslında fazla sıkılmadık çünkü hava alanı girişinde inanılmaz bir trafik olmuştu. Arabamızı İspark’a bıraktık. Belli bir seyahat süresi sonrasında ve tabi ki taksiyle gelmenin masrafı İsparka ödeyeceğinizden az ise en mantıklısı taksi kullanmak. Isparka arabayı bırakmadan önce pek çok yol araştırdım en ekonomik nasıl olabilir diye (8×10 TL =80 TL ek masraf, ve maalesef Sabiha Gökçen’e metro vs bağlantısı yok) Viaport’a araba bırakmak dahil. Fakat sonuç olarak garantici davranıp arabayı İspark’a  teslim ettik.

Sonra havaalanına girişte sıkı kontrollerden geçerek içeriye girdik. Tatilimiz bayram sonrasına geldiği için oldukça sakindi. Hatta pasaport sırasında arkamızda bekleyen kimse yoktu ?  Derken kendimizi duty free de bulduk. Klasik alışverişimizi yapıp oradan çıktık. Sonra inişimiz çok geç olduğu için yemek yedik. Bu aynı zamanda bir veda idi bizim harika Türk yemeklerine ? bir hafta idare edeceğiz artık. Çünkü Amsterdam yemekler konusunda bizi yine yanıltmadı.

Yarim saat rötar yaşadık ve inişimiz daha da gecikti. Neyse ki sonunda havalandık. Bir kaç saat sonra yavaş yavaş inişe geçtiğimizde şehirlerin ışıklarının oldukça yakınından geçtik. Gündüz gelirken o yemyeşil manzara nasıl görünüyordur kimbilir. Ah o pahalı bilet.

Gece uçaktan indikten sonra daha önce internette okuduğumuz üzere hemen hava alanından çıkıp metroya binmek üzere hızlı bir şekilde ilerlemeye başladık. Bu arada hava alanı garip bir şekilde bomboştu ve ülkeye girişte genelde yapılan ilk pasaport kontrol noktası yoktu. Gümrükte bulunan poliste sağolsun hızlı bir şekilde işlemlerimizi yapıp bizi içeriye uğurladı. Valizimizde hızlı bir şekilde çıkınca bize hemen otelimizin yerini bulmak kaldı. Bizim otelimiz Centraal Station’a oldukça yakin bir yerdeydi. Burası şehrin merkezi olarak sayılan yerlerden birisi. Kalmak içinde şehrin hem ulaşım hemde turistik mekanlarına ulaşım konusunda oldukça uygun bir yerde bulunuyor. Bu sebeple şu an bu satırları yazarken yerel saat ile neredeyse saat 1:30 ve hala oldukça yüksek bir sesle herkes bağırmaya devam ediyor. 24 saat yaşayan bir kent için böyle bir bedel ödememiz gerekliymiş demek ki. Tabi bu kadar gürültü olmasının sebeplerinden biriside kentte serbest olan ot kullanımını söyleyebiliriz.

Hava alanından 2 numaralı metro ile gelip Centraal Station’da indik. Bunun ücreti 11 € oldu. Sonrasında daha önce offline haritalarını indirdiğim Google Maps’i açarak otele yürümek kaldı geriye. 300 metre sonra odamıza geldik ve eşyalarımızı bırakıp hemen kendimizi sokaklara attık.

Şehirde ilk gördüğüm şey vaktin çok geç olması sebebi ile karanlık sokaklar, aydınlatılmamış evler, belli noktalarda kümelenmiş insan kalabalıkları oldu. Hemen Dam Meydanı’na oradan da National Monument’a yürüdük.

DAM Meydanı

Şehrin tam kalbinde yer alan bu meydan aslında şehrin gezilecek görülecek yerlerinin tam ortasında yer alıyor. Burası şehrin en meşhur meydanı olarak burası beni çok fazla büyülemedi açıkçası. Sonrasında ise karanlık sokaklarda kaybolarak yürüdük. aydınlatılmış su kanalı kemerlerinin resimlerini çektik. Sanırım burada yılbaşına doğru noel pazarları kurulduğunda çok daha güzel oluyordur ama benim ilk gördüğüm bu yerlerden pekte etkilenmedim açıkçası.

Sonrasında odamıza dönerek dinlenmeye çekildik.

Ertesi sabah güya erken uyanacaktık fakat uçak yolculuğunun yorgunluğu sebebi ile biraz geç kaldık. Hemen kahvaltıya indik fakat dişe dokunur bir şey bulamayınca kendimizi bir önceki gece gördüğümüz simit dunyasının helal kollarına bıraktık. Bu arada burasının hem ekonomik hemde uygun fiyatlı olduğunu söylemem gerekiyor. Ayrıca çayları da çok güzeldi. Simit sarayını Dam meydanında bulabilirsiniz.

Yine Şehrin en gözde turistik mekanlarından Madame Tussauds müzeside bu meydanda yer alıyor.

De Nieuwe Kerk

Kahvaltımızı yapıp karnımızı doyurduktan sonra bir sonraki durağımız hemen yanındaki De Nieuwe Kerk oldu. İçerde bir sergi vardi sanırım fakat kilise ziyaretlerinden çok yorulduğumuz için burayı içerden bir kaç fotoğrafla tamamladık. Sagra Familia’nın içini gördükten sonra açıkçası İtalya’ya gidene kadar başka kilise gezmem herhalde.

Sonra yine aynı meydanda yer alan Royal Plaza ve Magna Plazayi gezdik. Açıkçası dişe dokunur birşey burada da gözümüze çarpmadı. Bu iki yeri gezdikten sonra Amsterdam acaba bizim için hayal kırıklığımı olacak diye korkmaya başladım.

Rijksmuseum

Dam meydanından 2 kilometrelik yolu yürüyerek geze geze Rijksmuseum’a geldik. İlk amacımız orada resim çektirmeden Amsterdam’a gitmiş sayılmayacağımız IAMSTERDAM yazısını bulmak. Fakat müzeye yaklaştıkça karşımıza güzel yerler mekanlar çıkmaya başladı. Müzenin girişinde inanılmaz bir kalabalık ve sokak müzisyenleri. İşte o anda Amsterdam düşüncelerim hakkında işler tersine dönmeye başladı.

Rijksmuseum’a doğru giderken yol üstünde harika manzaralı alanlarda fotoğraflar çekmeyi  unutmayın. Eğilmiş ve tarihi dokunun korunduğu evler harika görünüyor. IAMSTERDAM yazısı Rijksmuseum’un hemen arkasında yer alan alanda bulunuyor. Ortada büyük havuz fonunda Rijksmusum ve yazının resimlerini çekebilirsiniz. tabi müsait bir an bulabilirseniz. Biraz ilerde ise Van Gogh müzesi bulunuyor fakat temmuz ayında hava o kadar soğuktu ki bir  yerde ısınalım bahanesiyle hemen yakında bulunan Cobra Cafe’ye sığındık.İçeride bir çalışan bizi Hollanda usulü oldukça sıcak bir şekilde karşıladı. Biz kahvemizi içerken de bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Fakat Hollandalılar bir ellerinde şemsiyeleriyle bisikletlerini kullanmaya ısrarla devam ediyorlardı ?

Yağmur biraz yavaşlayınca hemen yakında görünen tramvayla tekrar Centraal Station’a gelerek otele geri geldik. Üstümüze daha kalın birşeyler giyerek tekrar yollara düştük.

NEMO

Dam Meydanı’ndan  şimdiki hedefimiz Nemo olarak bilinen New Metropolitan müzesinin manzaralı terasıydı. Burası tamamen ücretsiz ve size oldukça güzel bir manzara sunuyor. Ayrıca müzenin içindeki aletlerin neler olabileceğine dair örnekler bulunuyor. Burada rüzgarı kırarak çevireceğiniz rüzgar türbinleri, kol gücüyle çalışan fıskiyeler ve güneş enerjisiyle dönen banklar bulunuyor. Hollandalıların doğadan enerji üretme konusuna gerçek bir ilgi duydukları belli. Nitekim bu doğru düzgün güneş bile almayan ülkede, bir günlük enerji ihtiyacının aynı gün, tamamen doğal yollardan elde edilen enerjiyle karşılandığı açıklanmıştı. Çocuklara küçükten enerji üretimi ile ilgili bu detayları aşılamak aslında ülkelerinin geleceğine yaptıkları büyük bir yatırım.

Burada yukarıda güzel Amsterdam manzarasını izledik, biraz aletlerle uğraşıp enerji üretmeye çalıştık. Sonrasında ise tekrar merkeze gelerek daha önce gördüğümüz İstanbul Restoranı’nın önüne geldik. Aslında amacımız akşam yemeği yiyecek bir yerler bakmaktı fakat o anda biraz acıktığımızın farkına vararak çorba, patates ve kola aldık. 11 € ödedik. Çorba gerçekten muazzamdı bu arada

Canal Cruise

Biraz karnımızı doyurduktan sonra sıra kanal turu yapmaya geldi. Kanal turu için pek çok seçenek Centraal Station civarında müşterileri bekliyor. Tüm seferler 1 saat için 16 € fakat sadece Reedery isimli turlar 9 euro idi. Fakat oradan gelip geçerken sürekli kapıda bekleyen abi biz geldiğimizde orada yoktu. Bizde biraz turlayıp o seferlerin bittiğine emin olduktan sonra Lovers isimli turla gezimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Sanırım en iyi firmalardan birisi buydu. Havanında güneş açmasıyla birlikte kanalların arasında dolaşmaya başladik. Ve işte Amsterdam’ı tam anlamıyla keşfetmemiz bu seyahatle başladı. Tekneye binerken 2 tane de kulaklık veriyorlar ve Amsterdam’in öyküsünü Türkçe olarakda dinleyebiliyoruz. Bu gezi esnasında farkettiğim şey ise şehrin dokusunu bozacak hiçbir yapıya izin verilmemiş olmasıydı. Bazı evler dibine çakılan kazıklar eskidiği için öne doğru yaslanmış fakat hiçbiri yıkılmamış. Neredeyse tüm kanallarin içinden geçiyorsunuz ve göz zevkinizi bozacak hiç bir şey yok. İlk defa bir şehirde tekne ile yaptığım seyahatten bu kadar zevk aldığımı söylemeliyim. Katılacaklar için tekne turu yaklaşık bir saat sürüyor. Bittiğinde keşke bir saat daha devam etseydi diyorsunuz. Jordaan, büyük kiliseler, Cruise gemileri, film müzesi vs. aslında gitmeye vaktinizin yetmeyeceği pek çok yeri kanalların arasında gezerken görüyorsunuz.

Vondelpark

Tur sonrası Vondelpark’a gitmeye karar verdik ve yürüyerek yola koyulduk. Gün içerisinde bisiklet kiralayabileceginiz ilk yer burası. Aslında Vondelpark gezinizi Rijksmuseum gezisi ile birleştirebilirsiniz. buraya bisiklet kiralayarak gitmek en mantıklsı olacaktır. Fakat zaman biraz daraldığı için bisiklet kiralamayı sonraki güne bırakmıştık. Vondelpark’a geldiğimizde ise insanların bisikletle buraya akın ettiğini görünce hata yaptığımızı anladık ?. Burada harika yeşil alanlar ve göllerin arasında oturup biraz abur cubur yedikten sonra yine kalkarak yollara düştük.

Tramvaya binerek kendi otelimizin olduğu yere döndük. Sonrasında ise internet araştırmalarımız neticesinde bulduğumuz güzel bir pizzaci olan da Virtare Pou da pizzamızı yedik. Ton baliği ve Margaritalar gerçekten harikaydi. Sonrasında ise Red Light’ta kısa bir tur atıp biraz daha dolaştık. Yolda Banksy’in sergisinin Amsterdam’da olduğunu gördük fakat kişi başı 20€ luk bilet fiyatlari her ne kadar bu enfes sergiye değer olsa bile biraz yüksek geldi. üstelik daha yapılacak onca şey varken.

Banksy ile bu seyahatim sırasında eşim sayesinde tanıştım. Kendisi aslında bir sokak sanatçısı fakat sıradan birisi olmadığı için ünü sınırları aşmış. Son olarak Disneyland’a rakip olarak Dismaland isimli bir park açmış ve eserini burada sergilemeye başlamış. Buradan sonra otele gelerek dinlenmeye koyulduk. Malum yarın Eden ve Volendam turumuz var ve sonrasında bisiklet kiralayacağız. Biraz yorucu bir gün daha bizi bekliyor olabilir

Magere Brug

Magere Brug aslında biz tekne turundayken uzaktan görme sansına eriştiğimiz bir yer oldu bizim için. İsmi Zayıf Köprü anlamına geliyor. Amsterdam’da yer alan köprüler arasında en meşhur olanı. Sebebi ise bu her an yıkılacakmış gibi görünen köprünün aslında 1670 yılından bu yana ayakta olmasıdır. 

Bu köprü için Amsterdam’da bazı hikayeler anlatılıyormuş. Bunlardan en bilindik olanı bir zamanlar nehrin iki yakasında oturan ve birbirlerini görmek için uzun bir yol katetmeleri gereken iki kız kardeş tarafından çok daha eski ve daha ince bir köprünün yerine yaptırıldığı hikayesi. Köprünün adının ise kız kardeşlerin soyadlarından “Magere” yani “zayıf” olmasından gerektiği söyleniyor.

Magere Brug Amsterdam 3

Köprü 1871 yılında genişletilmiş, 1969 yılında da yenilenmiş; fakat köprünün geleneksel iki kanatlı çalışma mekanizması korunmuş. 2003 yılından bu yana ise köprü sadece bisiklet ve yayalara hizmey veriyor.

Tramvay ile ulaşım: Prinsengracht (Utrechtsestraat): 4; Weesperlein (7, 10)

Nieuwmarkt & Waag

Bir şehre gidipte o şehrin pazar yerini gezmeden olmaz. Amsterdam’da şehir marketi biraz küçük bir yer aslında. Tabi bunu sonrasında Rotterdam’ın devasa marketini gördükten sonra söyleyebilirim. Aslında buna diğer bazı şehirlerin pazarlarınıda ekleyebiliriz. Mesela Barcelona veya Madrid gibi. Tabi burada ki binanın özelliği ise biraz daha eskilerden kalmış olması. Yaklaşık 1480 yıllarından kalma olan bina eskinden içinde idam yapılan bir yermiş. Sonrasında ise 1600’lü yıllarda köylülerin ürünlerini tanıttıkları bir yere dönüşmüş. Ayrıca bu binanın hemen önünde birde pazar kuruluyor. Pazarda taze sıkılmış meyve sularından içebilirsiniz.

  • Adres: Nieuwmarkt, Amsterdam
  • Ulaşım: “Nieuwmarkt” metro durağında inerek bölgeye ulaşabilirsiniz.
  • Ziyaret Bilgileri: Antika Pazarı: Mayıs-Eylül Pazar 09.00-17.00. Organik Ürünler Pazarı Cumartesi 09.00-17.00

Beurs van Berlage

Beurs Van Berlage Amsterdam’da görmemenizin imkansız olduğu bir yapı. Biz önünden en az 10 kere geçmişizdir. Bu bina Dam meydanında yer alıyor ve gezeceğiniz pek yer için önünden defalarca geçmeniz gerekiyot. Aslında bu binanın tarihi o kadar eski değil, 1800’lü yıllarda yapılmış ve açıldığında alay konusu olmuş. Bence hala büyük bir ambarı andıran alay konusu olabilecek bir bina. Bu bina zamanında şehrin eski borsa binası olarak kullanılmış. Bugün ise bir takım sergiler ve Hollanda Filarmoni Orkestrası konserleri için kullanılıyor.

  • Adres: Damrak 277, Amsterdam
  • Ulaşım: Tramay ile ulaşım: Dam: 4, 9, 14, 24
  • Ziyaret Bilgileri: Sadece sergiler sırasında açık.
  • Giriş Ücretleri: Giriş ücretli.
  • Webwww.beursvanberlage.nl

Het Scheepvaartmuseum

Het Scheepvaartmuseum ya da Türkçe karşılığı ile Denizcilik Müzesi, Amsterdam’ın nasıl küçük bir balıkçı köyünden dünyanın en önemli ve zengin liman kentlerinden birine dönüştüğünü anlatan bir müze. Tabi müze dediysek aslında dışardan ilginizi çeken şey müzenin önünde bulunan 8. yüzyıl tarihli kargo gemisi Amsterdam adlı geminin 1990 tarihli replikası oluyor. Biz de bu gemiyi NEMO’nun terasına giderken dışarıdan görme şerefine nail olduk. 

Dışarıda bulunan gemi bizim turistik kentlerde bulunan günübirlik tekne turu yapan korsan gemilerine benziyor. Dışardan çok ilgi çekici bir yer olmamasına rağmen içinde denizcilik hazineleri sergilenmekteymiş. Bunun yanısıra müze, simülasyonlar ve interaktif sergi kısımları eğer ilginizi çekerse oldum olası denizci olan Hollanda’lıların bu konudaki birikimlerini görmek için tercih edlebilir.

  • Adres: Kattenburgerplein 1, Amsterdam
  • Ulaşım: Tramvay ile ulaşım: Centraal İstasyonu
  • Ziyaret Bilgileri: Salı-Pazar 10.00-17.00. Haziran-Ağustos her gün. Resmi tatillerde kapalıdır.
  • Giriş Ücretleri: Giriş ücretlidir.

St Nicolaas Kerk

Amsterdam’ın merkezinde Merkez tren istasyonunun bulunduğu yerde yer alan St Nicolaas Kerk, şehrin en önemli ve en büyük Katolik kilisesi. Saint Nicholas aslında bizim Antalya’dan yurtdışına giden ve çocuklara hediye dağıtan Noel Baba. Rivayet o ki buraya gelerek ömrünü burada tamamlamış. Fakat sanırım dünyanın pek çok yerinde adına yaptırılmış kiliseler bulunuyor. Bu kiliseye gelecek olursak ise Mimar Adrianus Bleijs tarafından 1884-1887 yılları arasında yapılmış.

St Nicolaas Kerk (Basiliek van de H. Nicolaas)

  • Adres: Prins Hendrikkade 76, Amsterdam
  • Ulaşım: Metro: “Amsterdam Centraal”; Tramvay: Tramvay (Centraal Oostzijde): 4, 9, 16, 24, 26; Tramvay (Centraal Westzijde): 1, 2, 4, 5, 9, 13, 16, 17
  • Ziyaret Bilgileri: Pazartesi ve Cumartesi 12.00-15.00, Salı-Cuma 11.00-16.00.
  • Giriş Ücretleri: Giriş ücretsiz.

Coster Diamonds

1840 yılında kurulan Coster Diamonds, Amsterdam’ın en eski ve ünlü elmas atölyelerinden biridir. birbirinden ilginç tasarımlı 3 villaya yayılmış olan Coster Diamonds’da rehberli turlar eşliğinde elmas yapımını anlatan turlar bulunuyor.

Coster Diamonds

Burada sadece elmas yapımı değil dünyanın pek çok yerinden gelen kuyumcular ve alıcılar, bazı özel odalarda satış görüşmelerini yapabilmekteymişler.

  • Adres: Paulus Potterstraat 2-8, Amsterdam
  • Ulaşım: Tramvay ile ulaşım: Rijksmusuem (2, 5)
  • Ziyaret Bilgileri: Her gün 09.00-17.00, ücretsiz.

Edam

Ve Hollanda’nın en beğendiğim yerlerine geldi sıra. Aslında şimdi anlatacağım iki kasabada gezilecek görülecek çok önemli yerler bulunmuyor. Bu iki mekan tamamen oraya gidip içinde kaybolmanız gereken  yerler.

Centraal Tren istasyonunda hemen girişte bulunan bilet satan yerden biletlerinizi alıp (Bu tura Go Dutch Turu diyorlar) metroya inmeden direk devam ettiğinizde sol tarafınızda kalan Amsterdam hediyelik eşyalarını satan dükkanın orada bulunan yürüyen merdivenlerden yukarıya çıktığınızda sarı renkli otobüsler sizi istediğiniz yere götürecek. Biletlerinizi göstererek otobüse biniyorsunuz. Sonrasında ise Amsterdam’ın dışında yine çirkin tek bir yapının olmadığı ve hala Amsterdam içindeki evlere benzeyen evlerin, çiftlik evlerinin olduğu, hayvanların otladığı büyük otluk alanlardan geçerek Edam’a ulaşıyorsunuz. Otobüsten iner inmez ise adeta dibinizi düşürecek bir güzellikle karşı karşıyasınız artık. Hiç bir araba sesinin olmadığı, herkesin evinde başka bir güzellik bulabileceğiniz harika sokaklara dalıyorsunuz. Burası adeta cennetten fırlamış bir yer gibi.

İnsanların arka bahçelerinin kanallara baktığı, herkesin evinin bahçesinde envai çeşit bitkinin bulunduğu bir yer. Bir de itiraf etmeliyimki perdesi açık olan hemen hemen tüm evlerin içine kafamı uzatarak baktım. Bir tane bile zevksiz döşenmiş veya bakımsız bir ev göremedim.

Bu arada dünyaca ünlü Edam peynirleri de isminden anlaşılacağı üzere burada üretiliyor. Tüm marketlerin önünde güzel bir şekilde paketlenerek satılıyor. Ayrıca tadımlık küçük paketlerin olduğu hediyeliklerde bulunuyor. Tadına baktım ama bence bizim tüm peynirlerimiz buna beş basar. Fakat neden bizim bir tane bile peynirimiz yurtdışında bu kadar tanınmıyor. Yine kafamda deli sorular …

Burası tam da hani dünyadan kendinizi soyutlamak istediğiniz ve eski Ayşecik filmlerindeki gibi tüm esnafın herkesin birbirine yardım ettiği, tüm ahalinin mükemmel derecede iyi olduğu bir yer gibi canlanıyor hala gözümde. Tabi idealim şu ki, bir sanatçı olup, yazar veya ressam, burada bir ev alarak, başka hiç bir şeyi düşünmeden burada yaşamak.

Gerçekten burada yaşayan insanlarda ne sinir kalır ne de stres. Şimdi sizi bu güzel kasabanın resimleriyle ve burayı henüz keşfetmeye başladığımız ve hala o şaşkınlığı üzerimizden atamadığımız bir video ile başbaşa bırakıyorum. Eminim sizde bana hak vereceksiniz.

Tabi bizim yöneticilerimizinde mutlaka gezmesi gereken bir yer. Böylece belki üst üste bindirilmiş evlerin değil, yatay yapılaşmanın ve düzgün kentleşmenin nasıl daha güzel olduğunu anlayabilirler.

Volendam 

Volendam ise Go Dutch turumuzun ikinci durağı. Burası aslında Edam’a göre biraz daha büyümüş ve gelişmiş bir balıkçı kasabası diyebiliriz. Burası Edam’a göre daha kalabalık ve daha turistik. Burada sahil şeridinde yürüyebilir, envai çeşit restoranlarda yemek yiyebilir ara sokaklara dalarak güzel evlerin arasında kendinizi kaybedebilirsiniz.

Burası tabi bir Edam değil ama yine de çok güzel bir yer. Eğer buradan etkilenmek istiyorsanız öncelikle buraya gelin, sonrasında ise Edam’a gidin, böylece hayranlık seviyenizin kademe kademe artmasına izin verin.

Son olarak Edam ve Volendam için asıl mükemmel seyahat planı buraları gördükten sonra kafamda şöyle oluştu. Eğer nasip olursa bir daha gidebilirsem, sabahın köründe kalkıp yanıma kahvaltılık bir sandwich ve portakal suyu alarak bisikletle yola düşmek. Merak etmeyin burada Amsterdam merkezden buraya kadar bisiklet yolu mevcut. Sonra yavaş yavaş yola koyulmak, kanalların üzerindeki köprülerden, yemyeşil çayırlardan, bayırlardan geçerek yolun ortasında bir yerde kahvaltımı yaparak yoluma devam etmek. Önce Edam, sonra Volendam’a uğramak. Oradan vapurla Marken’e geçerek orayı da gezdikten sonra eğer hala enerjim varsa bisikletle, yoksa otobüse binerek Amsterdam’a geri dönmek. Sizde eğer hala gitmediyseniz planlamanızı bu şekilde yapabilirsiniz. Merak etmeyin gerçekten o kadar uzak değil, fakat o gece alacağınız oksijen ve yorgunluğunuz sayesinde iyi bir uyku çekeceğinizi garanti edebilirim.

Şimdiden keyifli seyahatlar

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir