Halkidiki – Genel Bilgi

Genelde deniz tatillerini yurtdışında geçirmeye pek sıcak bakmazdım. Bunun nedeni yaz tatili için en ekonomik ülkenin Türkiye olması, denizlerimizin başka ülkeleri aratmayacak kadar güzel olması diyebilirim. Yurt dışına çıkarken vereceğim vize, çıkış harcı, uçak bileti masraflarını yurtdışı kültürel ve tarihi yerleri görmek için harcamaya daha sıcak bakıyordum. Ta ki 2017 yılına kadar.

Zaten İstanbul’da yaşayan bizler için Yunanistan’da deniz tatili bir süredir iyi bir alternatif olmaya başlamıştı. Nedeni ise Bodrum, Alaçatı gibi yerlerin artık çok kalabalık ve pahalı olmaya başlamasıydı. 2017 tatilimizi nerede yapsak diye düşünürken abimiz ve yengemiz güzel bir fikir sundular. Hadi arabaya atlayıp Halkidiki’ye gidelim. Altımızda zaten şirket arabası. (şirket arabasıyla yurtdışına nasıl gidilir yazısına ulaşmak için buraya) Eh internetten de baktık tabi biraz, nedir bu Halkidiki, neden son yıllarda bu kadar Türk buraya akın ediyor diye. Şimdi öyle fotoğraflar gördük ki yani gitmesek olmaz. Mis gibi plajlar, harika bir deniz, Apaçi yoğunluğundan uzak, fiyatlar uygun. Kafaya koyduk, bu Halkidiki’ye gidilecek.

Tabi öncelikle şu Halkidiki’yi sizlere de nedir, ne değildir bir anlatalım. Halkidiki Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan ve Selanik’e son derece yakın bir tatil bölgesi. Genellikle Yunan Rivierası diye biliniyor. Biliniyor bilinmesine de bu riviera ne demek diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Efendim Riviera Fransa’da Marsilya’dan İtalya sınırlarına kadar uzanan ve St.Tropez, St.Raphael, Cannes, Antibes, Nice ve Monte Carlo gibi çok bilinen şehirleri içine alan Fransa’nın güneydoğu kıyılarına verilen isim. Burası da Fransa’nın bu güzel kıyılarına benzerlikten kinaye Yunan Rivierası ismini almış. Tabi bizim ülkemizin Rivierası neresi acaba diye araştırdım, düşündüm ama kesin bir sonuca varamadım. Sizce bizim ülkemizin Rivierası neresi, yorumlarınızı bekliyorum.

Burası Selanik’e yakın olduğu için Selanik’in yazlık bölgesi olarak da anılıyor. Tabi bunda Selanik’te yaşayan insanların genelde varlıklı aileler olması başlıca neden sanırım. Selanik’te yaşayan insanların Dünya’nın en güzel plajlarına girmek için 1 saat araba yolculuğu yeterli oluyor. Ama güncel bir sorun ortaya çıkmış. Halkidiki – Selanik arasında gidip gelen nüfus o kadar artmış ki,  bu 1  saatlik yolun büyük kısmında trafik ortaya çıkmaya başlamış. Bunun için Youtube’da trafikten nasıl kaçılır videoları bile hazırlanmış. Yani siz siz olun insanların turistik yerlere gideceği cumartesi-cuma günleri Selanik yolunu kullanarak buraya gelmeyin. Neyse ki Türkiye’den gelirken Navigasyon sizi bu yola sokmadan, biraz daha ara yollardan gitmek istediğiniz yere götürüyor.

Selanik’ten çıkıp buraya gelecekseniz’de 2 tane yol mevcut. ama şimdi biz burada yol tarifi yapmıyoruz, artık gerekte kalmadı “şu tabelayı görünce 4. çıkıştan sola dön vs gibi tarifler vermeye. İnternet olmasa bile Google maps’e çevrimdışı haritayı yüklüyorsunuz, o sizi metre metre nereye isterseniz oraya götürüyor. Aaa bunu bilmiyordum nasıl oluyor bu diyorsanız şuraya tıklayıp google maps kullanmanın inceliklerine vakıf olabilirsiniz.

Neyse Halkidiki’ye geri dönelim. Halkidiki bölgesi aslında 3 ayrı yarımada’dan oluşuyor. Burası daha güneyde kalan Yunan adaları gibi popüler olmadığı için kısmen daha doğal kalmış, yeşilliğe dokunulmamış, otel  yapılmak için plajlar henüz kapatılmamış. Böyle dediysek hiç bir tesisleşme yok zannetmeyin. Bir kere burada çok eski tarihlerden beri insanlar yaşadığı için tarihi evler mevcut. Diğer taraftan ise sizi yoracak bir kalabalık henüz oluşmamış. Yani her şey olması gerektiği gibi.

Buralarda hala köylerinde yaşayan insanlar var. Yani diğer ülkelerden tatile gelen insanlar ağırlıkla adalara giderken burası Selaniklilerin tatil bölgesi olarak kalmış. Tabi son yıllarda Türkler burayı keşfedince durum biraz değişmiş ama Yunanlılar şimdilik herhangi bir şeyi değiştirmeyi düşünmemişler.

Bu arada Türk ve Yunanlılar ezeli düşmandır ve benzeri sözleri sizin yanınızda hala söyleyenler varsa ağızlarına bir tane patlatabilirsiniz zira buralara gelen Türk turistler genelde kültürlü ve varlıklı tipler olduğu için Yunanlılar onları velinimetimiz diyerek öpüp başına koymuş, bizim Türkler’de Bodrum ve Alaçatı kazığına maruz kalmamak için ellerinden geldiğince biz dostuz muhabbeti yapıyorlar. Yani ortam henüz bozulmamış. Umarım Türkiye’den manyak tiplerin uzun zaman daha keşfedemeyeceği yerler olarak kalır buralar. Bu yazıyı yazarken acaba bu kadar güzel anlatarak yanlış bir şey mi yapıyorum diye bir çekincem de var ama inşallah bir şey olmaz. Allah bozmasın aramız o kadar iyiydi ki her denizden çıktığımda aşağıdaki gibi karşılanmayı bekledim 🙂

Halkidiki’nin üç yarımadasının isimleri de var elbette. Türkiye sınırına en yakın olan yarımadanın adı Athos. Tabi ben Türkiye’den geldim hemen uzağa gitmeden şurada bir denize girip çıkıp gideceğim diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Athos yarımadası Vatikan gibi tamamen papaz ve keşişlere ayrılmış bir alan. Bu alanda 20 tane ortodoks kilisesi bulunuyor. Buraya kadınların girmesi yasak, sebebi ise bu papazların maneviyatlarının bozulmamasının sağlanabilmesi. Erkeklerin girişi ise özel izinle mümkün olabiliyor. Yani aslında Vatikan’dan çok daha sıkı kurallar uygulanıyor. Girmek çok gerekli mi bilemedim, diğer iki yarım ada zaten yeterince güzel. Tabi bu Athos yarımadasının adını kutsal Athos dağından aldığını da belirtmek gerekiyor. Yunanistan’da su alırken pek çok kere Athos markası göreceksiniz ki, o su buradan çıkarılıyor.

Ortadaki yarımadanın adı Sithonia. Burası denize girmek için belki de en güzel yerleri barındırıyor. Yerleşim yerleri az da olsa mevcut. Yani otel bulabilirsiniz ama çok çeşitlilik yok. Gece hayatı yok. Kafanızı dinlemek için en iyi bölge burası diyebilirim. Bizim gittiğimiz en güzel plajlar bu bölgedeydi. zaten irili ufaklı 70 tane plaj varmış bu küçük yarım adanın etrafında.

En batı uçtaki yarımada ise Kassandra olarak adlandırılıyor. Burası en hareketli ve en çok şehirleşmiş alan. Zaten haritadan baktığınızda Selanik’ten buraya otoban olduğunu ve en yakın kısmın burası olduğunu göreceksiniz. Bu nedenle burası diğer adalara göre çok daha fazla nüfus ve tesis barındırıyor. Ama bence yine de her şey çok tadında kalmış.

Evet, bu kadar bilgi yeter, bir yaz tatili yazısında Halkidiki’nin tarihi önemi, siyaseti, etnik gruplar gibi detaylara giremeyeceğim, kafa dinlemeye geldik buraya değil mi ?

Şimdi Halkidiki için altın değerinde olan Nasıl gidilir ? Nerede kalınır ? sorularımıza cevaplar bulalım.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir