Halkidiki – Gezilecek Yerler

Evet artık şu gezilecek, denize girilecek mutlaka görülmesi gerekenler konumuza başlayalım. Buna da sınırdan geçer geçmez gördüklerimizle başlayalım.

Gümrüğü geçip kendimizi Yunanistan topraklarına atınca yolda bir sürü güzel köy, Zeytin ağaçları devasa tarlalar göreceksiniz. Aslında manzara bizim Trakya topraklarından çok farklı değil. Onlarda bulunup bizde bulunmayan ise devasa güneş paneli tarlaları. Bu ülke nüfus olarak bizim 10’da birimiz kadar olmasına rağmen yaklaşık Türkiye kadar Güneşten elektrik üretiyor. Birde etraftaki çok güzel sulanan, yemyeşil ve geniş tarım arazileri dikkatinizi çekecektir. Yani bizim medyamızda sürekli öldü bitti diye anlatılan Yunanistan’da durum bu.

Bu zevkli araba yolculuğunu bahsettiğim manzaralar eşliğinde geçerek Psoukudia’ya vardık. Nasıl Gidilir, Nerede Kalınır yazısında anlattığımız gibi burası Halkidiki’de denize girilebilen 2 yarımadayı gezecekler için en makul yer. Hemen kiraladığımız evi bulduk ve yerleştik. Sonrasında ise öğle yemeğimizi yedik ki yemek kısmını detaylıca “Ne Yenir? yazısında anlatacağım için burada es geçiyorum. İlk gün yemek sonrası artık zaman daraldığı için Psakoudia’da denize girdik. Burasının denizi aslında dalgasız, çarşaf gibi. Fakat tek sorun denizin ilk giriş kısmının biraz otlu olması. Onun dışında sahilde beachler var. Rahatsız edici bir müzik sesi vs de yok. Yani tam kafa dinlemelik bir yer. Denizi için tavsiye eder miyiz, sonraki günleri gördükten sonra hayır. Fakat ilk günü hem zamanımız dar olduğu, hemde ısınma turu diye düşünerek burada geçirdik.

Sonrasında ise evimize gidip ilk akşam yemeği olarak makarnamızı pişirip ekonomik bir şekilde ilk günü tamamladık. İlk gün Psakoudia akşamlarını da bir deneyelim dedik ama burada öyle olaylar yok, önceden biz bilgisini verelim. Küçücük kasabada şöyle bir tur atıp geri döndük. En büyük aktraksiyonun barlarda oturan bir kaç kişinin sohbeti olduğunu söylemem lazım 🙂

Birde Psakoudia‘da alışveriş yapacak market olmayabileceğini düşünerek gelirken daha büyükçe bir kasabadaki marketten alışveriş yapmıştık ama burada da ismini okuyamadığımız büyük bir market bulunuyor. Ayırt etmeniz bizce biraz zor ama Μασούτης şeklinde yazılıyor 🙂 Birde sanırım bu hatayı görüp okunabilsin diye devasa bir şekilde yazılmış Family Süper market diye başka bir yer daha bulunuyor 🙂 Fiyatlarda bizce oldukça makul. Oradan alışverişlerinizi yapabilirsiniz.

Böylece “sıfırıncı gün” olarak tanımlayabileceğimiz günü geride bıraktık.

1. Gün: Artık tatile başlama zamanı. İlk günümüzde Halkidiki diyince en çok gösterilen plaja gideceğiz. Burasının adı Portakali Kavourotripes Beach. Psakoudia’dan Kavourotripes Beach’e yolumuz 53 km ve 55dk. Sabah 08:00’de kalkıp kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltıda gümrükten geçirdiğimiz sucukla yaptığımız mis gibi Sucuklu yumurta, Yunanistan’dan aldığımız kalamata zeytin, kızarmış ekmekle mükellef bir Türk kahvaltısı yapıyoruz.

Kahvaltı sonrasında yola düşüyoruz. Yol 1 şerit gidiş, bir şerit dönüş şeklinde. Biz Portakali‘nin olduğu Sithonia yarımadasına doğru giderken yolda radar görmedik fakat yol üstündeki Nikiti adlı yerde zaman zaman trafik olduğu için trafik polisleri olabiliyor.

Plaja yaklaştıkça yolun kıvrımları artıyor ve ormanlar etrafınızı sarıyor. Ve adanın en alt kısmına yaklaştığınızda bir yerden ani bir şekilde ormana doğru girmeniz gerekiyor. Öyle büyük tabelalar falan beklemeyin. Tam anlamıyla ormanın içine dalıyorsunuz. Burada ağaçların altında kocaman bir alan otopark olarak kullanılıyor. Zemini kaplayan kumlar o kadar ince ki araba kayabiliyor aman dikkat. Park yeri bulmak baya bir zor oldu fakat bizim zar zor güneşin altında park yeri bulduğumuzu gören bir Yunanlı bize seslendi, “ben çıkıyorum buraya parkedin diye”. Hemen atladık tabi. Arabamızı bırakıp adamla muhabbete daldık. O da çok yakında Türkiye’den tatilden döndüğünü Antep’in kebabından İstanbul’a kadar geniş bir yeri gezdiğini, yediği yemekleri anlattı. Bu insaniyeti ve hoş sohbeti görünce kanımız biraz daha ısındı bu adamlara:)

Neyse sonunda muhabbeti bitirip denize doğru koşma isteğiyle, Migros’tan aldığımız şemsiye ve sandalyelerimizi yüklenip plaja doğru yürümeye başladık.

Halkidiki ile ilgili bilinmesi gereken kurallardan birisi bu. Şemsiye ve sandalyelerinizi nereye taşıyabiliyorsanız orası sizin plajınıza dönüşüyor hemen. Yani hiç bir kurumun, beach sahibinin sizi istediğiniz yerden denize girmenizi engelleme hakkı yok. En lüks plajın hemen kenarına sandalyelerinizi atıp, kiliminizi serip denize girebilirsiniz mesela. Bazı yerlerde beachler buna önlem olarak otopark ücretlerini uçuk fiyatlarla belirleyerek bunu engellemeye çalışmışlar. Neyse ki Portakali‘de böyle bir uygulama yok, otopark yer bulabildiğiniz müddetçe ücretsiz.

Plaja doğru yürürken şöyle bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Turkuaz bir deniz, bembeyaz kumlar, ortamın güzelliğini artıran kayalar ve acayip bir kalabalık. Plaja yerleşmek için baya bir yer aradık. Sonuçta yanımızda bir çocukta var ve kayalarda oturamıyoruz. Hem şemsiyemizi açmak için Plajda da olmalıyız. Sonunda daracık bir yere 2 sandalyemizi açarak bir yere yerleştik. Buraya gelene kadar da sık sık “Nudist beach” uyarıları ve fotoğraf çekmeyin yazan tabelalarla karşılaştık. Evet burası Nüdist beach ama çıplaklar plajı değil. Yani herkes çırılçıplak ortalıkta dolaşmıyor. Hatta %99’u normal bir şekilde denize girmeyi tercih ediyor. Çıplaklar plajı ise  biraz daha uzakta bir yerde konuşlanmış durumda.

Burada hiç bir tesis yok diyebiliriz. 1 tane beach club var, onunda limitli bir alanı bulunuyor. Bu kadar kalabalık bir yere hizmet veren 2 tane seyyar kantin bulunuyor. Yiyecek içecek ihtiyaçlarınızı buradan karşılayabilirsiniz. En sıkıntılı konu ise tuvalet. Çünkü burada sadece beach kullanımına ait birkaç tane yine seyyar tuvalet bulunuyor. Onlarda açıkçası pek temiz değil. Zaten genelde insanların pek dolaşmadığı yerlere doğru yürüyüşe çıkarsanız bu kadar insanın bu ihtiyacını nasıl giderdiğini hemen anlıyorsunuz. Tabi hemen geri dönüyorsunuz.

Buna rağmen plaj ve güneşlenme alanları son derece temiz. Bununla ilgili bir sorun yok. Dilerseniz bir kayanın üzerine ya da yer bulabilirseniz plajda bir yere yerleşebilirsiniz.

Sonra sırada suya girme zamanı var. Öncelikle burasının suyu tam bir havuz suyu gibi. Tertemiz ve beyaz bir kum her yeri kaplamış durumda. Yunanistan’ın Maldivleri diyebiliriz. Yüzme mesafesinde büyükçe bir kaya var. O kayaya kadar yüzebilirseniz üzerinde ayakta durup dinlenme imkanı bulabiliyorsunuz. Kayanın etrafında ise bir sürü çeşit çeşit balıklar yüzüyor.

Buraya gelirken 3 şeyi yanınıza almayı unutmayın. Bir deniz gözlüğü veya şnorkel ki nasıl muazzam bir yere geldiğinizi kendi gözlerinizle görün. İkincisi palet nedeni ise uzun uzun yüzüp sudan çıkmak istemeyeceğiniz için daha az yorulun, sonuncusu ise bu harika yeri alıp eve götüremeyeceğiniz için anılarınızın sürekli taze kalması amacıyla aksiyon kameranız. Suyun altı da tertemiz olduğu için harika videolar çıkacağını şimdiden garanti edebiliriz.

Kantinlerle ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse buraların kuş kondurmasını beklemeyin. Zira öyle süper yemek yapacak ne yerleri ne de imkanları var. İnsanlar açlıktan  ölmesin diye oradalar sanki. Bir sandwich yaklaşık 3-4 € civarında ki bence gayet makul. Kendi yiyeceğinizi getirip öyle de takılabilirsiniz. Biz yanımıza orta boy buzluk aldığımız için her yere onunla gittik, Böylece market fiyatına buz gibi meyve sebze, içecek tüketebiliyorsunuz. Bu da ekonomik tatil yapmanızı sağlayacak şeylerden birisi. Neyse zaten ayrı bir yazı olarak yanınızda getirmeniz gereken şeyleri  yazdık, ondan da faydalanabilirsiniz.

Gün boyu burada takıldıktan sonra akşam eve doğru dönüş yoluna geçtik. İçimizde gün boyu Dünya’nın en iyi yerlerinden birinde yüzmenin huzuru 🙂  Dönüş sonrası Psakoudia’da yemeğimizi yiyip eve geçtik. Artık günlerden Pazar’da olduğu için akşam her yer bomboş. Anlıyoruz ki Selanikli’ler geri dönmüşler.

2. Gün: Pazartesi sabah kalktığımızda kötü bir sürprizle karşılaştık. Hava oldukça kapalı ve karanlık bulutlar gökyüzünde dolaşıyor. Ne yapsak diye düşünürken, zaten bir gün Selanik’e gitmeyi kafaya koymuştuk ya neden bugün gitmiyoruz  düşündük. Deniz tatilinde bir tam günümüzü gezme için ayırmak istemiyoruz tabi ama denizin dalgalı, havanın rüzgarlı olması bize başka bir seçenek bırakmadı. Tabi biz de yollara düştük. Selanik detaylı yazısı için şuraya.

Selanik dönüşü arabamızı Psakoudia’nın sakin plajlarından birisine çektik, sandalyelerimizi çekip güneşin batışını seyrettik. Bugünün ne kadar dolu dolu geçtiğini Selanik yazısında ayrıca yazdık.

3. Gün: Yine sabah erkenden kalktık. Zaten Halkidiki’de tatil yapıyorsanız gezecek çok fazla yer olması ve alanın büyüklüğü nedeniyle biraz erken kalkmalısınız. Tabi birde kahvaltıyı evde yapıyorsanız daha erken kalkmak biraz zaruri oluyor. Kahvaltımızı yaptıktan sonra belki de en dolu dolu yaşadığımız güne başladık. İstikamette bu sefer Afytos var. Afytos yerleşim yeri olarak buraların en güzeli. Tarihi taş binalar, küçük ama hereketli bir merkez, güzel restoranları, cıvıl cıvıl insanları ile kalbimizi fetheden yer. Zaten insanlar buradaki güzelliği çok öncelerden keşfedip, 3000 yıl önceden buralara yerleşmeye başlamışlar.

Psakoudia’dan buraya 44 km civarında bir yol var. Yol yaklaşık 45 dk sürüyor. Afytos, Halkidiki‘nin en popüler yerlerinden birisi olduğu için yol otoban şeklinde yapılmış. Yani SelanikKassandra yoluna bir noktada bağlanıyorsunuz demek daha doğru olur herhalde. Fakat aman dikkat edin, bu yolda yer yer radarlar bulunuyor. Bizdeki radarlardan farklı olarak bu arkadaşlar arkanızdan hızı ölçüyorlar. Yani elektrik trafosu diye düşündüğünüz bazı yerler radar olabilir. Ona göre hız limitlerinizi ayarlayın. Zaten Türkiye’deki gibi hız limitleri çok düşük olmadığından fazla sıkıntı olmuyor.

Afytos’a geldiğimizde öncelikle yanlış bir sokağa daldık. Tabi gidemeyeceğimizi anlayınca yavaş yavaş geri dönüşe geçtik. Sonra biraz daha ileriden taaa plaja kadar inen bir yol bulduk. Burada da yine kum harika. Daha fazla sayıda beach var. Biz otoparkına bıraktığımız yere gittik. Zaten Halkidiki’de genel kural birşeyler yiyip içerseniz herhangi bir şezlong ücreti vs yok. Biz beach bar Liosi’de takıldık. Burası da gayet düzgün şekilde işini yapan bir yer. Herhangi bir sorun yok. Tabi burada deniz en az Portakali kadar güzel. Denizin dibinde yine balıklar yüzüyor.

Akşama doğru artık yavaş yavaş denizden çıktık. Üstümüzü giyip yukarıya Afytos’un merkezine geldik. Arabayı biraz ilerda uygun bir yere parkettik ve yürüyerek Afytos merkezine ulaştık. Burası küçük bir köy sayılabilir. Ama gelen insan sayısı o kadar çok ki, esnaflar ve restoranlar akşam tıklım tıklım doluyor. Bizde balık retoranlarının olduğu ve en manzaralı alanda birkaç tur attıktan sonra yine ekonomik bir tercih yaparak Oceanic isimli yere oturduk. Burada mümkün olduğunca deniz kenarı yerlere oturmaya çalışın. Çünkü güneşin batış manzarası muazzam.

Yemek sonrası kasabanın içinde de biraz gezdik. Her yer tıklım tıklım. Saatler ilerledikçe gelen insan sayısı da gitgide artıyor. Herkes çok şık, esnaf çok kibar. Tam bir kasaba dizisinde yaşanan ütopya benzeri bir yer. Belki çok benzetmek doğru olmayacak ama bizim Asos’a benziyor. Burada dolaştıkça dolaşmak istiyorsunuz. Burası bizim tatilimizde en çok aklımızda kalan yerlerden birisi oldu. Sizin de buralara geldiğinizde en azından bir gün ayırmanız şart 🙂

4. Gün: Bugün rotamız Vourvouru. Umarım doğru yazmışımdır zira bu ismi Yunanlıların bile doğru yazabildiğine dair şüphelerim var 🙂 Burası aslında Portakali’nin biraz üzerinde yer alıyor. Bu nedenle de denizi ve konsepti hemen hemen aynı diyebiliriz.

Burada Melia isimli bir tane yerleşik tesis bulunuyor o da biraz daha içeride. Yine seyyar kantinler var. Burası da karavanlarıyla buraya gelmiş olanların en çok takıldığı yerlerden birisi. Otopark olarak kullanılan devasa alanda, en küçükten en büyüğe kadar pek çok karavan türleri bulunuyor. Plaj oldukça geniş olduğu için şemsiyenizle en rahat takılabileceğiniz yerlerden birisi burası. Tuvalet olarak restoranın tuvaletini kullanabilirsiniz. Tabi küçük bir alışveriş veya küçük bir ücret karşılığında. Restoranın girişinde bekleyen çocukla ayaküstü küçük bir Konstantinapol-İstanbul muhabbeti bile yaptık. O bana nereden diyince İstanbul dedim direk. Tabi bu bir Yunan’ın en sevmediği kelime muhtemelen. Ooo Konstantinapol diyiverdi. Bende “No, no, İstanbul dedim” 🙂 gülerek. Tabi konu sonunda biz 400 yıl hiç dövüşsüz kavgasız birlikte yaşadık, aslında kardeşiz, bak kültürlerimiz birbirine ne kadar da benziyora bağlandı.

Burasının da denizi güzel fakat bizim şansımıza biraz dalgalıydı. Biraz denize girdikten sonra başka bir yeri de denemek amacıyla burasının dalgalı olduğunu düşünerek adanın diğer tarafının sakin olacağını düşünüp, Riviera isimli beach’e geçtik. Ama ne yazık ki burası da dalgalı. İnternetteki yorumlarda çarşaf gibi deniz yazan her yer bugün böyle sanırım 🙁 ama hiç bir şey bizi engelleyemez. Biz Riviera beach bar’ın hemen yanına şemsiyelerimizi kurup takılmaya başladık. Riviera’ya gidip yemeklerimizi yedik. Sanırım burası şezlonglar için ekstra para isteyen tek yer oldu. İki şezlong 1 şemsiye 10 Euro.

Ücretli 🙁

Bedava 🙂

Yine kötü değil fakat daha önce dediğim gibi restoranın hemen yanına kiliminizi sandalyenizi atabilirsiniz. Çoğu kişide böyle takılıyor zaten.

5. Gün adresimiz Sarti. Burası da bir yerleşim yerinin içerisinde yer alıyor. Bu nedenle daha fazla tesis bulunuyor. Tesisler ise adeta sudan ucuz. Yani bi içecek veya yiyecek aldığınız takdirde istediğiniz kadar ücretsiz takılabiliyorsunuz.

Evet burayı çok sevdik, plajı kumları harika fakat gün geçtikçe Halkidiki’de dalgalar artıyor. Fakat biz denize girmeye geldik, dalgalar bizi durduramaz. Aksiyon kameramızı alıp denize girdik. Dalgalarla boğuşa boğuşa yüzmeye başladık. Evet dalgalı ama önemli olan keyfini çıkarmak değil mi. Burası belki de denizde en fazla eğlendiğim yerlerden birisi oldu diyebilirim. Sonrasında günün öğleden sonrasını geçirmek üzere yine adanın diğer tarafında bulunan Puerto Kufo’ya geçtik. Burası tıpkı bizim Ölüdeniz gibi daracık bir yerden suyun girdiği bir liman aslında. Eğer gittiğiniz yerlerde deniz dalgalı ise gelmeniz gereken yer burası çünkü denizin dalgaları taşıyamayacağı küçük bir bir boğaza sahip. Böylece sürekli çarşaf gibi bir denizde yüzebilirsiniz.

Burada da yine çok fazla karavancı bulunuyor. Burada etrafta tesis vs hiç yok gibi birşey. Uzaklarda bir kaç otel ve 1 tane beach bulunuyor. 1 tane de seyyar kantin var. Arada sırada meyve satan küçük araçlar bize kendimizi Türkiye’de gibi hissettirdi. Burada deniz için söylememiz gereken bir şey var ki o da suyun birden derinleştiği. Tabi bu nedenle liman olarak kullanılıyor zaten ama su tertemiz.

6. Gün Artık biraz sandalye tatilinden çıkıp lüks bir gün geçirelim diye bir beach’e gidelim dedik. Adresimiz Sani beach. Sani beach sanırım tüm Halkidiki bölgesinde yer alan tek 5 yıldızlı otel. Tabi tam bir 5 yıldızlı otel diyebiliriz. Kocaman bir alanı kapatmış gibi görünüyor. Neyse buraya doğru inanılmaz bir kalabalık geliyor.

Resim alıntıdır !!!

Daha önceden internetten okuduğumuz üzere otoparka arabayı bırakıp içeride takılmayı planlıyoruz. Fakat otopark ücretini duyunca bir kaç adım geri attık. Tam 20 €. Aslında 4 kişi olduğumuzu düşününce makul diyebiliriz fakat otopark ücreti bu kadar pahalıysa içerideki fiyatların daha yüksek olma ihtimali bizi bir kaç adım geri attırdı. Tabi arabanızı başka yere parkedip içeriye girme düşüncesini de değerlendirdik fakat plajda adım atacak yer olmadığını görünce buradan başka yere gitme kararı aldık. Bizde hemen Kalithea’nın biraz daha altında bulunan Agora Beach’e doğru yola çıktık. Burada şemsiye başına – yani iki kişi toplam 15 €- sipariş vererek ücretsiz olarak plajdan faydalanabiliyorsunuz. Burasının da uçsuz bucaksız bir plajı bulunuyor ve artık tekrarlamayacağım ama güzel bir denizi mevcut. Çam ağaçları altında denize girebiliyorsunuz.

Sonra beach’in soyunma odalarında giyinip Kalithea merkeze geldik. Bu kasabayı da sevdik biz. Gündüzleri tam bir hayalet kasaba gibi görünse de, akşam hava kararınca kendisini ortaya çıkarıyor. Burada sokaklarda ve ana cadde üzerinde gezip, Dünyanın en iyi ve büyük pizzasını yaptığını iddia eden Delicious’ta pizza yiyebilirsiniz. Ayrıca güzel dondurmacılarda mevcut.

Evet gün gün biz böyle bir rota çizdik ve kesinlikle geçirdiğimiz en verimli tatil programı oldu denilebilir. Üzerinden geçen yıllara rağmen hala her anı yüzme imkanı bulduğumuz 10 farklı plajın her biri hala aklımızda. Yanlış anlaşılmasın hepsini güzel anılarla hatırlıyoruz 🙂

Sizde havanın güzel olduğu zamanlarda buraya gelirseniz gideceğiniz her yerde güzel zamanlar geçirebilirsiniz. Tabi gezilmemiş ve internette methedilen en az bu kadar daha plaj vardır. Sonuçta yaklaşık 70 tane plajdan bahsediliyor. Seçenek o kadar fazla ki hangisini seçeceğinizi şaşırıyorsunuz. Evet belki buraya bir kaç defa daha gelebiliriz ve her seferinde ilk defa geliyormuş gibi farklı plajları gezebiliriz. Fiyatlar her yerde çok makul. Fakat son kur hareketlerinden sonra bu biraz değişmiş olabilir ama özellikle Bodrum ve Alaçatı’da kazıklandığınızı hissediyorsanız ilaç gibi gelecektir.

Halkidiki‘de tatil yapmanın en zor yanı sanırım buradan ayrılmak olmalı. Tabi dönüş yoluna geçtiğinizde aklınızda tek bir soru oluyor. Yunanistan ne kadarlık yatırıma oturma izni veriyordu 🙂 Biz cevaplanamayan soruları sevmeyiz, o nedenle cevap şurada 🙂

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir