Halkidiki – Nasıl gidilir? Nerede Kalınır?

Şimdi Halkidiki’ye gitmek için pek çok seçenek bulunuyor. Fakat fazla yorulmayın biz o seçeneği hemen teke indirelim. Bu tatile kendi arabanızla gitmek zorundasınız. Nedeni ise son derece basit. Çok fazla denize girilecek yer var. Bölgeler arası ulaşım ise hak getire. Hak getire de demeyelim açıkçası yok. E gidip 7 gün boyunca tek bir yerde takılacaksanız buraya gelmenin de pek bir anlamı yok. Siz sınırı geçmeden Saroz civarında takılın.

Hadi yine de biz seçenekleri söyleyelim. İlk olarak uçakla Selanik, oradan otobüsle Halkidiki bölgesine geçebilirsiniz. Tabi Selanik o kadar yakın ki Pegasus buraya uçmuyor bile. THY’de ise Atatürk Havalimanından gidiyordu. Şimdi ise uçaklar yeni Havalimanından kalkıyor ki buraya kadar gelmişken biraz daha basıp Halkidiki’ye erişebilirsiniz. Ne de olsa istanbul trafiğinden çıkmış olacaksınız 🙂

Yukarıda belirttiğim THY dışında buraya birde Eagean havayolları uçuş sağlıyor. Eğer kafanıza uçakla gelmeyi koyduysanız bilet fiyatları THY’den daha düşük, göz atabilirsiniz.

İkinci seçenek otobüslerle buraya ulaşmak olabilir. Metro, Ulusoy gibi firmalar Yunanistan’a düzenli seferler düzenliyor. Tabi bunlar Kavala’dan geçerek Selanik’e gidiyorlar. Oradan da buraya geliyorsunuz. Hem fiyatlar daha makul hemde uçak vs kargaşasına hiç girmek zorunda kalmıyorsunuz. Gümrük işlemleri de sadece Pasaportunuza yarım yamalak bakılarak hallediliyor. Bu yolculuğun tek avantajlı tarafı biz gümrükte araba sırası beklerken (Hem gelirken – hem giderken) otobüs kuyruğunun tamamen bomboş olmasıydı. Tabi muhtemelen otobüsler sadece belirli saatlerde hepsi aynı anda yola çıktığı için muhtemelen sabahları oralarda da kuyruk oluyordur.

Bir diğer seçenek ise bisikletle buraya ulaşım olabilir. Arabanızı evinize bırakıp Saroz otobüslerine binin. İpsala ayrımına kadar seyahat edip tam yol ayrımında inin. Oradan bisikletinizle gümrükten geçin. Hem yaya geçişinden geçebiliyorsunuz. Şaka mı yaptığımı sanıyorsunuz, biz tam geçerken böyle bir çift işlemlerini pırt pırt halledip geçtiler gümrükten. Tabi sonrasında arabayla 2 saat süren yolu nasıl aştıkları henüz bir muamma , çünkü onları bir daha hiç görmedik. Belki de gümrükte kaybettiğimiz vakit nedeniyle bizden önce varmışlardır 🙂

Son seçenek ise dediğim gibi kendi arabanızla veya varsa şirket arabası ile gitmek. Şirket arabası ile gitmek alınacak evrak tarafında biraz pahalıya mal olsada kiralama şirketleri tüm evrak işlerinin yönetimini sağlıyorlar. Son yıllarda şirket arabası ile yurtdışına çıkan çok fazla kişi olduğu için artık evrak hazırlama işleri çok hızlı bir şekilde yönetiliyor.Bunun yanısıra yurt içinde benzin bedavaya gelmiş oluyor.

Peki buraya neden araba ile gitmelisiniz konusunu biraz açıklayalım. Öncelikle burası küçük bir alan gibi görünsede bir adanın ucundan diğer adanın ucuna gitmek 2 saat gibi zamanınızı bile alabilir. Bu yolu otobüsle (o hiç görmediğimiz otobüslerle mi demeliydim acaba ?) aşmaya çalışırsanız tatiliniz yollarda geçebilir. Kendi arabanızla gittiğinizde ise iyi bir planlama ve stratejik öneme haiz bir ev ayarlamayla her günü birbirinden güzel plajlarda geçirebilirsiniz.

Şimdi biz araba ile geldiğimiz için kendi yolculuk tecrübelerimizi buraya yazalım. En baştan başlayacak olursak biz İstanbul’dan sabah saat 05:00 gibi yol çıktık. Yaklaşık 2,5 saat sonra sınır kapısına varmıştık. Tabi sınırdan geçmeden önce poğaçalarımızı aldık, kahvaltımızı böyle geçiştirdikten sonra İpsala gümrük kapısının Türk tarafına vardık. Burada baya bir zaman kaybediyoruz. Siz siz olun buraya mümkün olduğunca erken, hava karanlıkken gelin. Hem varacağınız yere daha erken varıp günü kaybetmezsiniz hemde ne kadar erken gelirseniz kapıdan geçişiniz de o kadar hızlı olur. Mesela tatilimiz sonrası dönerken akşam saatlerinde kuyruk çok daha fazlaydı diyebilirim.

Türk Gümrük kapılarında uzunca bir süre bekliyorsunuz. 2-3 saat normal bir bekleme süresi sanırım. Bizim gümrük çalışanları Yunanlıları kastederek onlar çok yavaş işlem yapıyorlar, sıra ondan böyle dediler. Tabi biz hemen Yunanlılara diş bilemeye başladık. Birde arada patlama sesleri geliyor. Bizim gümrükteki görevliler bunun Yunanlıların attığı ses bombaları olduğunu söylediler. Sanırım göçmen girişlerinde caydırıcılık için böyle bir yola başvuruyorlar. Neyse uzun uzun 3 ayrı kapıda bekledikten sonra Türkiye sınırlarındaki son kapıdan geçip o meşhur Türk ve Yunan bayraklarının sallandığı köprüden geçtik. Burada cep telefonlarınızı hazırlayın. Çünkü instagram’a koyacak havalı bir story sizi bekliyor. Sonrasında ise sınırı belirleyen Meriç Nehri’ni geçip Yunan topraklarına erişiyorsunuz. Burada da ayrı bir kuyruk sizi bekliyor. Fakat burada anlıyorsunuz ki işleri asıl yavaşlatan bizim Türk gümrüğü, çünkü Yunan gümrük kapısına gelene kadar uzun bir yolu hızlıca geçebiliyorsunuz. Ayrıca burada kuyruk çok daha az. Belki Türk gümrüğünde herkesi uzun uzun beklettiklerinden olsa gerek buradaki kuyruk çok daha az. İşlemimizi de çok hızlı yapıp bizi içeriye uğurladılar. Kızdığımız Yunanlılara birden tekrar kanımız ısınıyor 🙂 “iyi adamlar aslında yea” demeye başlıyoruz hepimiz 🙂

Vee sonunda artık sınırın öteki tarafındayız. Sınırdan sonra 300 km daha yolumuz var. Fakat yol kaymak gibi ve hız sınırı 130. Sınırı geçince dikkatimizi ilk çeken şey sınıra yakın köylerin neredeyse tamamında camiler görünüyor. Buralar savaşan sonra elimizden çıkan Türk köyleri. Bazı köylerde ise kilise ve cami minareleri birlikte görünüyor. Aslında bizde yüzlerce yıl beraber yaşamışız ama sonra araya savaşlar sokulmuş ve bu iki halk düşman ilan edilmiş.

Madem sınırı geçtik, o zaman bir de kalacak yer bakalım kendimiz. Halkidiki’de kalacak yer konusunda öncelikle karar vermeniz gereken bir şey var. Bunun için size güzel bir tablo hazırladım. Şimdi hemen tabloya bakıp, seçeneklerde ilerleyin. En son nerede kalmanız gerektiğini göreceksiniz, Haydi başlayın, tablonun çıkışında buluşalım 🙂

Evet umarım keşiş olmayı seçen yoktur 🙂 Halkidiki’de en çok sevindiğimiz şey kalacak yer konusunda çok doğru bir karar vermiş olmamızdı. Nedeni ise çok basit. Bizim kaldığımız yer olan Psoukudia tam iki parmağın üstünün ortasında kalıyor. Böylece bir gün Sithonia, sonraki gün Kassandra da takılabiliyorsunuz. Altınızda da araba daha ne istiyorsunuz.

Tabi sadece Psoukudia değil, Yerakini, Poligirou, Ag Mamas da tatil için oldukça stratejik konumlarda bulunuyorlar. Tabi Psoukudia denizi daha durgun su olduğu için yüzmek için pek elverişli değil. Fakat denize girebileceğiniz diğer yerler0e çok yakın oluyorsunuz. Akşam dönerken 2 saatlik bir yol yerine 45 dk’da evinize ulaşabiliyorsunuz. Aaa ev mi dedim ? evet ya burada evde kalabilirsiniz. Evet fiyatlar çok pahalı değil, yemekler dışarıda da güzel ama ya kahvaltı ? Türk  kahvaltısızlığından ölmek istemezsiniz değil mi ?

Biz Stone Villas adlı yerde kaldık. Bu evler hemen anayolun dibinde, kaldığımız kasaba merkezine 2 dk yürüme mesafesindeydi. Evler yeni ve herşey gayet güzel, özenliydi. Ev sahibimizin (adını hatırlamıyorum ama Dimitri adı ona çok yakışıyordu) de oldukça sıcak kanlı olduğunu belirtmem lazım.

Bu evin etrafında kalacak başka villa tarzı yerlerde bulunuyor. Eğer 4 kişi veya daha fazla kişi geliyorsanız böyle bir yeri tercih etmeniz daha ekonomik olacaktır. Stone Villas’ın içi son derece detaylı olarak hazırlanmış. Kıyafetlerinizin yanınızda olması kaydıyla başka herhangi bir şeye ihtiyaç duymaksızın burada kalabilirsiniz. Bunun dışında lokasyonu, park yerinin olması gibi özellikler artıları. Alt katlar daha serin olması nedeniyle tercih edilebilir. Üst katlarda ise biraz daha manzara olmasına rağmen çatı nedeniyle soğutmak biraz sorun olabilir.

Alt katlarda 2 ayrı yatak odası var. Salonda ise aşağıda görebileceğiniz üzere 2 tane daha çekyat bulunuyor. Yani kabaca 8 kişiye kadar kalınabilir tabi 8 kişi ne kadar rahat edebilirsiniz o ayrı mesele 🙂

Evet bizim Halkidiki’ye gidiş ve kalınacak yer konusunda yazacaklarımız bu kadar. Şimdi sıra tatilin eb güzel yazısına geldi. Hadi artık Gezilecek Yerler konusuna başlayalım 🙂

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir