Köln – Gezilecek Yerler

Evet ne demiştik ? Bir katedrale bakıp çıkacağız sevgili Köln. Yani hemen baştan söyleyelim öyle adım adım gezilecek, her gördüğün yerde seni afallatacak bir şehir değil burası. Yine de elimizden geldiğince yazalım.

Ama önce hatırlatmadan geçmeyelim. Bu yazı bir öğleden sonra ve ertesi günün öğleden öncesini içerir. Buna ek olarak eser miktarda da olsa şubat ayında ki dondurucu hava ve bir kaç gün içinde gezilen üçüncü şehir olma talihsizliğini yaşamıştır 🙂

Şimdi diğer blogları okuduğunuzda Köln gezilecek yerler listesinde 15-20 madde gördüğünüzde “aa ne kadar çok gezilecek yer var” diye düşünmeyin. Tabi hala içinde hayvanat bahçesi bilgileri bulunan sayfalardan bilgi ediniyorsanız ya da İstanbul’da çok daha iyisini görebileceğiniz küçük ve tarihi bina görmek istiyorsanız yine siz bilirsiniz tabi. Hee, bir de es geçmeyelim, müze çılgını gezginler var 🙂 Bizim yazımızda ise sadece gezilmeye değer ve gezilmiş yerleri bulacaksınız. Tabi biz de insanız, gezemediğimiz eksik kalan bir iki yeri de sayfanın sonuna bilgi olarak ekleyeceğiz.

Bir de müze demişken, Köln’de en fazla görebileceğiniz şeylerden birisi müze. Burası aynı zamanda bir müze ve sergi şehri olarak ta biliniyor. onlardan da yazının sonunda kısaca bahsedeceğiz. Ama önce ana yerleri bir anlatalım. İlk olarak tabi ki katedral 🙂

Köln katedrali: Ya da namı diğer Kolner Dom. Şimdi bir katedral düşünün ki yapılması için 7. yüzyılda fikirler üretilmeye başlansın. 1248 yılında yapımı başlasın ve 1880 yılında yapımı tamamlansın. Adının ilk geçtiği günden açılışına kadar neredeyse 1300 yıl geçmiş. Yani Barcelona’daki Sagra de Familia’yı falan unutun, o bunun yanında ne ki ? Sagra de Familia’nın inşaatı Köln Katedralinin tamamlanmasından 2 sene sonra başlamış. Şunun şurasında 137 sene olmuş inşaatın başlaması. Tabi umarım onun tamamlanması da 1300 sene sürmez de ömrü hayatımızda görebiliriz tamamlanmış halini.

Köln katedraline dönecek olursak farkettim ki burası hakkında yazılmış şöyle doyurucu bir yazı hiç bir yerde yok. Herkes şöyle güzel, şöyle büyük yazılmış sadece. Ama yapımı 1300 sene süren bir inşaat, tarihinden de bahsedilmeyi hak etmiyor mu ? Hadi bakalım onu da biz yazalım.

Öncelikle katedralin bulunduğu yerde yapılan kazı çalışmalarında M.S 1. yüzyıldan kalma evler ve sonra M.S 4 ve 5. yüzyıllardan kaldığı tahmin edilen bir kilise bulunmuş. Yani burası çok eski bir yerleşim yeri, ve manzara o kadar güzel ki, “bu kadar güzel bir manzara da ne güzel ibadet edilir” deyip ilk yüzyıllardan beri kutsal alan olarak ayrılmış muhtemelen 🙂

Sonrasında ise bu ilk kiliseye 6. yüzyılın başlarına doğru bir başka yapı eklenerek yapı geliştiriliyor. Sonraki süreçte ise hani strateji oyunlarında binalara sürekli geliştirmeler yapılır ya burda da tıpkı onun kilise versiyonu gibi yıllar geçtikçe binaya eklemeler yapılmaya devam edilmiş. 6. yüzyılın ortalarında Frank Kraliyet ailesinden zenginlerde buraya gömülmüş. Tabi zenginler gömülmeye başlayınca biraz daha geliştirelim demişler ve 6. yüzyılın ikinci yarısında yapılan geliştirme sonucu ortaya çıkan kilise tahminen 800 yılına kadar kullanılmış. (Bi rahat bırakın kiliseyi bir kaç yüzyıl yahu 🙂

Bildiğiniz üzere Kiliseler genellikle haç şeklinde bir plan ile inşa edilir. Köln Katedrali ile enteresan bir bilgi verecek olursak burası ilk aşamalarda dikdörtgen bir plan zemin üzerine inşa edilmiş. Zamanla yapılan geliştirmeler ile haç planına çevirmeye çalışmışlar, sonuçta ne demişler huylu huyundan vazgeçmez 🙂 Bugün ise son hali aşağıda gördüğünüz gibi, bence bir haç ile dikdörtgen karışımı şeklinde ama yorum sizin. Kesin olan tek şey uydudan bakıldığında görülebilen çatıda oluşturulan haç şekli.

Eski Katedral’in zaman yolculuğuna devam edecek olursak 800’lü yıllarda tarih kaynakları biraz çelişiyor ama en akla yatkın senaryo da 810 yılında katedralin geçirdiği yangın sonrası Başpiskopos Hildebold tarafından yıktırılmış. Sonrasında yapılan kilisenin ise 857 yılında kiliseye yıldırım düşmesi neticesinde görevli bir rahip dahil 3 kişinin ölmesi nedeniyle halk, kilisenin Tanrı tarafından lanetlendiği düşünmeye başlamış.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere büyük bir katedral yapılması fikri 7. yüzyılda tartışılmaya başlanmış. Herhalde bu düşüncenin ortaya çıkmasında bu yapının lanetlendiği fikri de oldukça büyük bir rol oynamıştır. O yıllarda çizilen planlarda iki kulenin uzunluğu 157 metre olacak şekilde planlanmış. İlk temelin atılabildiği 1248 yılında da hazırlanan planda kulelerin uzunluğu korunmuş.

İnşaatı başladıktan tam 632 sene sonra bitirilen bu katedral bugün Kuzey Avrupa’daki en büyük ibadethane özelliğine sahip. Çift kuleli katedralin uzunluğu 157 metre. Böylelikle Almanya’nın ikinci, Dünya’nın ise üçüncü en yüksek kilisesidir. Bu bilgiyi de doğrulayacak net kaynaklar yok ama benim çıkarımım o yönde. Sonuçta kimse benim kilisem küçük demez değil mi ? Buna ek bir bilgi de Wikipedia’dan geliyor. Wiki’ye göre bu Katedral, ülkenin en çok turist çeken yapısı imiş.

Katedralin girişinde 2. dünya savaşı sırasında Köln şehri’nin ve kilisenin yaşadığı yıkıma ait fotoğraflar bulunuyor. İlginçtir ki bunları internette bulamadım. Burasının mimari tarzı ne diye soracak olursanız Gotik, en sevdiğimizden 🙂

Kiliseye girmek ücretsiz. Bunun yanı sıra kuleye çıkmak isterseniz ücreti 4 € ama yukarıda ne var derseniz yaklaşık 500 merdiven sonrası etrafı tellerle kapatılmış ve hiç birşey görünmeyen bir yere ulaşıyorsunuz. Yani para tuzağı var kısaca, sakın gitmeyin !!!

Hohenzollern Köprüsü: Bu ne biçim isimdir eyy Almanya, biraz daha zor bir isim daha koyunda kimse söyleyemesin, yarım kalmış bence bu 🙂

Sadece ismi ile müsemma bir yer değil burası, 1907 ile 1911 yılları arasında eski Dom köprüsü yerine inşa edilen bu köprünün bugün çok önemli bir işlevi bulunuyor. O da aşıkların birbirinden ayrılmamasını sağlamak. Evet evet doğru tahmin ettiniz bu da artık her şehirde gördüğümüz kilit köprülerinden birisi. Köprünün muhteşem hatta muazzam bir manzarası var ama maalesef köprü bu saçma aşk kilitleri ile meşhur olmuş durumda.

Bir de bu kilit mevzusunda biraz daha orjinal olmanın zamanı gelmedi mi sizce de ? Aşk kilidi köprüsü yazdığınızda Paris’ten Guam ve Şangay’a kadar her şehirde aşıklar tarafından bazı köprüler kurban olarak seçilmiş. Son olarak 2015 yılında Paris’te bulunan Pont des Arts köprüsünün bir kısmının bu kilitler nedeniyle zarar görmesi nedeniyle artık tüm şehirlerde bu kilitler yasaklanmaya başlanmış. Köln’de başlayan yasak ise halkın büyük bir tepkisiyle karşılaştığı için şimdilik rafa kaldırılmış. Fakat yine de sanırım belediye tarafından belirli aralıklarla bu kilitler toplanıyor. Tabi bir de anahtarlarının nehire atılması olayı var ki en adi metalden yapılan bu anahtarlar yoğun bir şekilde paslandığı için nehire de büyük zararlar veriyor.

Neyse gelelim köprüye. Belki görüp görebileceğiniz en muhteşem manzaralardan birisine sahip bu köprü. Bende aşağıda görebileceğiniz en beğendiğim resimlerimden birisini bu köprü manzaralı olarak çekmiştim. Katedralin yanından Deutz kısmına doğru köprü üzerinden yürüyerek geçebiliyorsunuz. Bu köprü şu an sadece yaya ve tren trafiği için kullanılıyor. Ayrıca Tren seferleri açısından Dünya’nın en işlek köprüsü imiş burası. günde yaklaşık olarak 1200 tren bu köprüdeki rayları eskitiyormuş.

2. Dünya savaşı sırasında hava bombardımanlarına rağmen köprü ağır bir hasar görmemiş. Ne de olsa Alman malı, sağlam yani. Bütün şehir yıkılmış, orası ayrı mevzu. Ama Almanlar, Müttefik kuvvetlerinin kentin batı kıyısını ele geçirmeye başladıklarını duyduklarında köprüyü kendileri havaya uçurmuşlar. Tabi bu da fayda etmemiş ve Almanlar savaşı kaybetmiş. Köprü savaşın sona ermesine kadar tekrar yapılmış ve yaya kısmı yeniden açılmış. 1980’de iki şerit daha eklenerek kapasitesi artırılmış. Toplam uzunluğu 409 metre. Yürümek ve zaman geçirmek için son derece güzel bir köprü. Ayrıca kentin kuş bakışı manzarasını görebileceğiniz Köln Triangle içinde bu köprüyü kullanmanız gerekiyor.

Köln Triangle: Evet adını söylemesi zor olan köprüden geçtikten sonra ileride göreceğiniz yüksek bina Köln Triangle binası. Aslında burası ofis ve diğer amaçlarla kullanılıyor ama madem binamızın bu kadar güzel bir manzarası var, neden parayla insanlara çatıya çıkma fırsatı sunmuyoruz demişler ve böylece biz turistler için bu bina da bir anlam kazanmış.

Binanın çatısına kişi başı 3€ vererek çıkabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra eğer 5 kişilik bir grupsanız kişi başı indirimli 2,5€’ya bilet alabiliyorsunuz. Tepede sadece katedral ve köprü tarafını değil, tüm Köln’ün panoramik manzarasını izleyebiliyorsunuz. 

Her şey güzel fakat tepede sizi aşağı düşme riskine karşı saydam plastik korumalar karşılıyor. Profesyonel fotoğraf çekmek istiyorsanız bu korumalar güzel bir fotoğraf çekmenize engel olacaktır. Birde tepe şubat ayında baya soğuk oluyor onu da hatırlatalım. Yukarıda oturacak herhangi bir yer de mevcut değil maalesef. 

Köln’e kadar gitmişken, zaten köprünün karşısına da geçtiyseniz özellikle gün batımında uğrayabilirsiniz. 

Köln Teleferik: Köln seyahati sırasında artık hem yorgunluk, hemde zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle atladığımız aksiyonlardan birisi. Eğer  Köln’e gidiyorsanız ve zamanınız varsa mutlaka değerlendirebilirsiniz. Tabi yakın zamanda yaşanan bir arıza neticesinde 65 kişinin teleferikte mahsur kaldığını da hatırlatalım. Sonuçta kimseye bir şey olmadan kurtarıldılar ama olay yaşandıktan sonra mahsur kalanlara psikolojik destek bile verilmiş yani ciddi bir olay atlatılmış. Haberi şurada 

Eski Şehir Kısmı ve Müzeler: Köln katedraline, Hohenzollern Köprüsünden baktığınızda, Katedralin sol tarafında kalan kısım Old Town olarak biliniyor. Burada tarihi Alman evleri bulunuyor. Orası da tarihi Alman sokaklarını turlamak isteyenler için ideal. 

Bunun dışında belirttiğimiz üzere Köln bir müzeler şehri. Küçük sanat müzelerinden tutunda tarihe dair müzelere kadar pek çok alternatif bulunuyor. Bu müzeleri en güncel hali ile şuradan takip edebilir, seyahatiniz öncesinde ilgili linklerden bilet alabilirsiniz. 

Ayrıca bu müzelerle ilgili OitheBlog’un Köln yazılarının sonunda bilgi edinebilirsiniz. Linki şurada.

Evet Köln ya da Kölün yazımızın sonuna geldik. Ama bu kadar gezerken neler yiyebilirsiniz ona da bir göz atalım derseniz yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir