Mostar – Gezilecek Yerler

Bosna Hersek gezimizin ilk gününü Saraybosna’da geçirdikten sonra, ikinci gün Mostar’a geldik. Mostar’ı gördükten sonra ise muhtemelen burayı gören herkes gibi “keşke burada biraz daha uzun zaman geçirseydik” dedik. 

Peki bize bunu söyleten şey neydi ? Mostar sizi büyülemeye yolda başlıyor zaten. Hadi anlatalım o zaman yoldan başlayarak. Nasıl Gidilir yazımızda anlattığımız gibi anlaştığımız taksici sabah saat 07:00’de Saraybosna’da kaldığımız evin kapısındaydı. Nihat abi Türkleri seven ve aynı zamanda Türk siyaseti hakkında, Türkiye’de tanıdığım pek çok insandan daha bilgili ve daha mantıklı birisi. Taksi olarak kullandığı biraz eski sayılabilecek station vagon Mercedes’i ile yola çıktık. Zaten Bosna’da taksiler genelde gelişmiş Avrupa ülkelerinden gelen eski ve lüks araçlardan oluşuyor. 

Resim Alıntıdır !

Nisan ayında Saraybosna’da kar vardı ve hava çok soğuktu. Bunun nedeni Saraybosna’nın oldukça yüksek bir rakımda olması. Mostar ise tersine deniz seviyesine daha yakın ve güneyde. Biz Nisan ayında aynı gün içerisinde Saraybosna’da donarken Mostar’da ısındık. bu nedenle geçiş aylarında bir seyahat planlıyorsanız yanınıza alacağınız kıyafetlere dikkat edin. Yolda hava değişimi öyle keskin bir şekilde yaşanıyor ki Mostar’a doğru dağların arasından inerken hava ısınmaya başlayınca önce camları, sonra klimayı açtık, montlarımızı çıkardık. Nisan ayında Saraybosna’ya gitmenizi pek tavsiye edemesem de tam Mostar havası diyebilirim. Tabi kar da Saraybosna’ya ayrı bir yakışıyor, o da ayrı mevzu…

Mostar yolunda dağlar tepeler öyle güzel ki ! Gördüğümüz her güzel manzara da bir fotoğraf çekecek olsak Mostar’a varışımız akşamı bulacak. Hele yolun sonuna doğru Neretva nehrinin kenarından giderken öyle bir manzara var ki anlatılmaz, yaşanır. Fakat buralarda çektiğim resimler bilgisayarımda yaşadığım sorun nedeniyle uçtu gitti, bu yüzden bu yazılarımızın bazı fotoğrafları alıntı resimlerden oluşuyor 🙁

Şimdi adım adım bu yolculukta nereleri görmelisiniz onları sıralayalım. 

Jablanica: Burası Saraybosna’dan yola çıkıp Mostar’a gidenlerin favori mola yeri. Molaların burada verilme sebebi ise bu uzun yol üzerinde durulabilecek nadir yerlerden birisi olması. Durduğunuz yerde küçük bir Boşnak börekçisi, birde ufak market bulunuyor.

Burada durunca fotoğraf çekmek için uzakta görülen tren lokomotifine doğru yürümeye başladım. Etrafımızda küçük fakat haşmetli tepeler, yemyeşil bir doğa, ağaçlar. Buraya yerleşmiş insan sayısı oldukça az. Lokomotife yaklaştıkça tren yolunu ve köprüyü farkettik. Sonra taksicimiz bize buranın anısını anlatmaya başladı. Meğerse burayı 2. Dünya savaşı sırasında Tito Alman askerleri karşı kıyıya geçmesin diye  yıktırmış. Ertesi sabah ise kendisi askerlerini karşı kıyıya geçirerek taarruza geçmiş. Yıkılmış tren köprüsü bu savaşın anısına olduğu yerde bırakılmış ve biraz uzağına başka bir köprü inşa edilmiş. Orada bulunan merdivenleri kullanarak nehire kadar inebiliyorsunuz. Sakin sakin akan nehir suyunun sesini dinlerken, tarihteki yaşanan cehennemi gözlerinizin önünde canlandırıyorsunuz. Bu duygular içerisinde tekrar merdivenlerden yukarı çıkıyoruz. Orada da bir Savaş müzesi bulunuyor. Bizim çok vaktimiz olmadığı için giremedik, eğer biraz vakit ayırabiliyorsanız gezmeniz tavsiye.

Sonra arabamızı parkettiğimiz yere geri döndük. Burada bulunan Boşnak börekçisi taksi şoförümüz Nihat’ın dediğine göre gerçek Boşnak böreği yapan nadir yerlerden birisiymiş. Boşnak böreğinin temel farkı yanan odun kömürünü pişen böreğin hem altına hem üstüne koyarak bir fırın etkisi oluşturmasından kaynaklanıyor sanırım. Böylece yanan odun ateşinin kokusu da böreğe siniyor. Buradaki böreğin tadı gayet güzel fakat Saraybosna’dakilerle farkını çok fazla anlamayadım 🙂

Velhasıl Jablanica Mostar’a giderken muhakkak durulması vakit geçirilmesi gereken yerlerden birisi. Elbette güzel Mostar’a giderken zaman kaybetmek istemezsiniz ama en azından kısa bir kahvaltı için burada durmak gerekiyor bence.

Mostar: Jablanica’dan yaklaşık 1 saat sonra Mostar’a vardık. Yukarıda da bahsettiğim gibi Mostar’a gelirken doğanın güzelliği aklımızı başımızdan aldı zaten. Fakat Mostar’ın kalbimizde çok özel bir yeri var. Taksimizi parkettik ve araçlarımızdan indik. Sonra eski şehir merkezine doğru yürümeye başladık. Taşlarla döşenmiş yollar, taşlardan yapılmış evler, küçük hediyelik eşya satan dükkanlar, restoranlar, cafeler… Her şey tam da buranın dokusuna uygun.

Ve işte artık ordayız. Bosna savaşı sırasındaki yıkılma videosunun görüntülerini kafamızdan silip atan, daha yeni yapılmış gibi endamlı ve nazik Mostar köprüsü. Seni anlatmaya ne kelimeler yeter, ne de cümleler.

Hemen fotoğraf makinesi çantasından, cep telefonları, selfie stickler kılıflarından çıkıyor. Burası adeta büyülü bir yer. 30 metrelik Köprünün üzerinden geçiyoruz, geçerken onlarca resim çekmişiz. Sonra dönüp bir daha geçmişiz köprüden, sonra bir daha, bir daha… Üzerinde bir yerde durup Neretva’nın sularını izlemişiz. Etraftaki insanları, köprünün üzerinden nehre atlayan sporcuları… Her şey hayal ettiğimizin de ötesinde güzel. 

Madem seyahat edilen yerler hikayelerini bilince anlam kazanıyor, bir de Mostar Köprüsü’nün hikayesini anlatalım.

Mostar Köprüsünü 1550’li yıllarda yapan kişi Mimar Hayreddin. Kendisi Mostar’dan devşirilen bir çocuk aslında. Devşirme alınma hikayesi ise oldukça manidar. Ailesi onu devşirme vermek istemiyor ve çocuğu memurlardan kaçırmak amacıyla nehir kenarına indiriyorlar. Hayreddin burada çamurla küçük binalar yapmaya başlayınca tesadüfen orada bulunan bir memurun dikkatini çekiyor ve sonrasında ailenin onayı alınarak İstanbul’a yollanıyor. Küçük Hayreddin çok şanslı bir çocuk olsa gerek, yetiştirilmek üzere Mimar Sinan’ın yanına veriliyor. Düşünsenize ressam olmak isteyen birinin zamanının en iyi ressamı yanında eğitim alması gibi bir şey bu !

Bizim Hayreddin, ilk önce Mimar Sinan’ın çırağı daha sonra da kalfası oluyor. Gel zaman git zaman Kanuni Sultan Süleyman buraya bir köprü yapılmasını istiyor ve Mimar Sinan’ı çağırarak “Mimarbaşım, şanımıza layık bir köprü yapılsın” diyor. Mimar Hayrettin bütün cesaretini toplayarak bu göreve talip oluyor.

Mostar Köprüsü İslam medeniyetinin simgesi olan hilal şeklinde ve Allah’ın 99 ismine istinaden 99 basamaklı olarak yapılıyor. Proje 9 yıl sürüyor 1566 yılında tamamlanıyor. Adına buradaki insanlar taş hilal diyorlar ve tam 427 yıl boyunca bu köprü ayakta kalıyor. Köprü bu çevrede o kadar meşhur oluyor ki etrafındaki yerleşim yeri bu köprünün ismini taşıyor.

1993 yılında ise pek çok insanın, insanlığa olan umutlarını kaybettiği o görüntü kayıtlara geçiyor. 427 yıl her şeye dayanan bu köprü, Hırvat topçu ateşine daha fazla dayanamayarak kendisini Neretva nehrinin sularına bırakıyor.

Tam 10 yıl sonra ülkemizin, Unesco’nun ve belli başlı diğer ülkelerin yardımlarıyla köprünün nehrin sularına gömülmüş taşları yeniden çıkarılıyor, sonra tekrar inşa süreci başlıyor. Bugün ise Neretva nehrine takılan en güzel gerdanlık, aynı yerinde eski azameti ve kibarlığıyla duruyor.

Mostar Köprüsünde gün içerisinde sürekli köprüden atlayan sporcuları göreceksiniz. Köprüden gösteri için atlamak Boşnakların geçmişlerinden bugüne taşıdığı eski bir gelenek aslında. Eskiden birine aşık olan erkekler cesaretlerini göstermek amacıyla köprüden atlarlarmış. Hatta şimdilerde Redbull’un katkılarıyla düzenlenen atlama yarışmalarının ilki burada asırlar önce düzenlenmiş.

Günümüzde köprüden atlayan gençler Mostar Dalış kulübü sporcuları. Bu sporcular atlamadan önce para topluyorlar. Belki bazıları “aa para karşılığı köprüden atlıyorlar” diyebilir ama aslında toplanan para bu gençlerin bağlı olduğu kulübe bağış toplama amaçlı. Ayrıca gençlerde böylece antrenman yapma fırsatı buluyorlar.

Nehre atlayanların en güzel izlendiği yer, köprünün girişinde bulunan küçük taş kafe. Burasının sahibi bizim Türk olduğumuzu anlayınca yanımıza gelerek bizle muhabbet ediyor. Henüz bu dalış kulübünden hiç kimsenin yaralanma veya ölme olayı yaşamadığını söylüyor. Geçen senelerde ise aynısını yapmak isteyen bir turiste ise nehir o kadar merhametli olmamış maalesef. 

Bu taş kafeden çıktıktan sonra köprünün karşı tarafında bulunan küçük çarşının içine daldık. Burada küçük sanat atölyeleri ve hediyelik eşyacılar bulunuyor. Mevsime rağmen inanılmaz bir kalabalık var. Muhtemelen yaz aylarında burada büyük bir izdiham yaşanıyordur. 

Mostar Çarşısı’nı ayrı bir başlık altında yazmıyorum ama burasının güzelliğine güzellik katan şeylerden birisi de bu çarşı. Sanki Ortaçağ’dan alınıp günümüze konulmuş gibi duruyor. Esnaflar tarihi dükkanlara yerleşmiş, butik ürünler satıyor. Tüm dükkanlarda ayrı ayrı saatlerce zaman geçirilebilir.

Karagöz Mehmet Cami: Mostar köprüsünü ve sonrasındaki çarşıyı geçtikten sonra  yine burada çok eskilerden kalan bir cami bulunuyor. Burası Mostar köprüsünün ve Neretva nehrinin en nefes kesici manzarasının izlenebileceği yer. Hatta manzara o kadar güzel ki sırf manzara izlemek için yapıldığını bile düşünebilirsiniz.

Camiye girdiğinizde sizi güzel bir avlu ve şadırvan karşılıyor. Avluyu takip edip Cami’nin nehir tarafına geldiğinizde Mostar köprüsünün uzaktan bir manzarasını görebiliyorsunuz. Fakat asıl nefes kesici bir manzara sizi biraz daha yüksekte, caminin minaresinde bekliyor. Aşağıda bekleyen bir kişi elinde makbuz karşılığında camiye yardım topluyor. Yapmış olduğunuz yardım karşılığında da caminin minaresine çıkabiliyorsunuz.

Minarenin içindeki merdiven oldukça dar olduğundan yukarıdakilerin indiğinden emin olduktan sonra bir başka parti yukarı çıkıyor. Daracık ve yüksek basamaklı merdivenleri aştıktan sonra muhteşem bir manzaraya çıkıyorsunuz. Neretva nehrinin koyu mavi-yeşil sularının altından aktığı, Muhteşem Mostar Köprüsü manzarası ve Mostar şehrinin, eski evlerin güzelliği sizi karşılıyor.

Daracık bir alanda bir kaç defa 360 derece dönüp her tarafın güzelliğine gözlerinizi doyuruyorsunuz. Burası gerçekten inanılmaz. Manzarayı öyle güzel bir yerden seyrediyorsunuz ki drone getirmeye bile gerek yok 🙂 Bu güzelliği gördükten sonra minarenin tepesinden ayrılmak biraz zor oluyor ama zaman daralıyor, diğer yerlere de biraz zaman ayırmamız gerekiyor.

Blagaj Tekija: Mostar’a yaklaşık 20 dakikalık uzaklıktaki bambaşka bir güzelliğe doğru yola çıkıyoruz bu sefer. Google amcaya Bosna yazınca karşınıza çıkan resimlerden en popülerlerinden birisi buraya ait mesela. Hani nehrin kenarında tam Osmanlı mimarisi bir tekke, yanında bir taş ev, nefes kesen bir manzara. Evet orası işte Blagaj Tekija. Yani Blagay Tekkesi.

Blagay Tekkesi aynı zamanda Mostar köprüsünün altından akan Neretva Nehri’nin en önemli kaynaklarından birisi olan Buna’nın doğduğu yer. Kayaların arasından doğup gelen su Mostar’a kadar gidiyor.

1465 yılında Osmanlılar burayı ele geçirdiklerinde buraya bir Bektaşi Tekkesi kurmuşlar. Blagay Tekkesi zaman içerisinde Boşnakların Müslümanlığı seçmesinde oldukça etkili olmuş. Bölgeye özel olarak gönderilen Bektaşi dervişleri ve babalarının hakkaniyetli tavırları Boşnaklara Müslümanlığı sevdirmiş.

Osmanlı Devleti zamanında Müslümanlığı seçenlere pozitif bir ayrımcılık yapılırdı. Müslümanlığı seçen bu güzel insanlara Osmanlı Devleti bölgeye pek çok yatırım yaparak karşılık vermiş. Boşnakların pek çoğunun “Biz hala Osmanlıyız” demelerinin nedeni böyle bir kardeşliğe dayanıyor. Ne yazık ki Osmanlı’dan önce ve sonra Boşnaklar sürekli ezilmiş ve onların anlattığına göre sadece Osmanlı yıllarında bir refaha erişmişler. Her konuştuğumuz Boşnak, “Türkiye” denilince “oo Turkiya” diyor, Payitaht İstanbul anılıyor sonrasında ise aynı dil konuşulmasa bile bir şekilde anlaşılıyor zaten 🙂 

Blagay Tekkesi denmişken buraların efsanevi kahramanı Sarı Saltuk’tan bahsetmemek olmaz. Sarı Saltuk eski dönemlerde pek çok kahramanlık göstermiş bir cengaver. Ahmet Yesevi’nin talebesi ve halifelerinden birisi olduğu sanılıyor. Düşmana karşı o kadar çok yerde savaşmış ki 12 yerde türbesinin bulunduğu söyleniyor. Fatih’in oğlu Cem Sultan bu kahramanın hayatını kitaplaştırmak için Ebu’l Hayr-ı Rumi adlı bir kişiye görev verir. Bu görev tamamlandığında ise ortaya Sarı Saltuk’u anlatan 3 ciltlik bir kitap çıkar. Yani Sarı Saltuk aslında tarihimizde yer alan fakat adını pek duymadığımız büyük kahramanlardan birisi. Blagay’da da bir türbesi bulunuyor.

Resimlerde hafızamıza kazanan manzaraya ulaşmak için restoranların arkasında ince patika bir yol bulunuyor. Oradan yürüyerek harika bir manzaraya ulaşıyorsunuz işte. Tam çadır kurulacak, her sabah çadırın kapısından bu manzaraya uyanıp şükür etmelik yerler buralar.

Fakat işte burada da zamanımız tükeniyor. İstemeye istemeye olsa da buraya veda etmemiz gerekiyor. Çıkarken tekrar küçük Blagay çarşısının içinden geçip taksimize biniyoruz. Burayı gördüğümüz için sevinsek mi yoksa bu güzel yeri arkamızda bıraktığımız için üzülsek mi bilmeden ayrılıyoruz buradan.

Pocitelj: Blagay’dan ayrıldıktan sonra içimizde biraz hüzün var. Şimdi son durağımıza doğru gidiyoruz. Yarım saat uzağımızdaki  o yerin adı Pocitelj. Artık günün verdiği yorgunlukla arabanın içinde çevreyi incelerken taksimiz yavaşlıyor ve parkediyor. Taksiden inince kendimizi yine bir rüyanın içinde buluyoruz. Yorgunluğumuzu unutup kendimizi dik bir yamaca inşa edilen köyün merdivenlerinde buluyoruz.

1383 yılında Bosna Kralı Stjepan Tvrtko tarafından inşa edildiği düşünülen kente asıl ruhunu Osmanlılar vermiş. O zamanlar sınırda yer alan bu kent, Osmanlıların gücünü göstermek amacıyla son derece görkemli olarak tamamen taştan inşa edilmiş. Köyün tepesinde yer alan kale, eskiden daha küçükken Osmanlı tarafından ele geçirilince büyütülmüş ve kente geçilmez bir sınır karakolu hüviyeti kazandırmış. Köy o kadar güzel korunmuş ki şu anki halinin 1664’te buraya gelen Evliya Çelebi’nin anı defterinde yazdıklarının hala aynı olduğu söyleniyor. Köyün hemen altında yer alan bir cami ve saat kulesi bu büyüleyici manzarayı tamamlıyor.

Burası da Bosna Savaşı zamanında yoğun bombardımana maruz kalmış ve Osmanlı izleri silinmeye çalışılmış. Fakat savaş sonrası Türkiye ve Dünya Bankası bu güzel kenti tekrar ayağa kaldırarak zamana armağan etmişler. 

Köyün merdivenlerinden yukarı çıkıp kaleye ulaştığınızda ise harika ve ütopik bir manzara bizi bekliyor. Hani çocukken çizdiğimiz resimlere benzer bir manzara. Karşıda bir dağ, ortadan akan bir nehir, köyün hemen yanında tek katlı küçük güzel evler, biraz aşağıda ise tarihi taştan konutlar. İnsan hemen yaşadığı hayatı sorgulamaya başlıyor. Burada bir ev ne kadardır, buraya nasıl gelip yerleşebiliriz diye düşünüyorsunuz. Mostar’daki kalabalık burada yok fakat burası da en az Mostar kadar güzel bir yer.

Kalenin tepesinde gözlerimizi manzaraya doyurduktan sonra karşı da yer alan köyün en yüksek noktasındaki kalenin diğer ucuna doğru yola çıktık. Pocitelj içinde hiç yol yok. Her yere taş merdivenleri aşarak ulaşıyoruz. Tabi merdivenler biraz karmaşık herhangi bir yön tabelası bulunmuyor. Bir kaç yanlış yola sapma neticesinde en yüksek tepeye ulaşıyoruz. Manzara yine benzer şekilde eşsiz. Buna ek olarak kalenin harika manzarası da güzelliğe güzellik katıyor.

Tabi buraya taksi ile geldik ve dönme zamanı. İstemeye istemeye de olsa aşağıdan gelen çağırma seslerine kulak verip aşağıya iniyoruz. Taksiye binip bu sefer gerçek bir hüzünle  bu güzel kenti arkamızda bırakıyoruz. Sonra buradaki bahar iklimini yavaş yavaş arkamızda bırakarak yüksek rakımlı Saraybosna’ya doğru ilerliyoruz. Buranın aksine Saraybosna hala karlar altında ve soğuk. Tabi Saraybosna’da çok güzel ama Mostar’ın ardından gözünüz başka hiç birşeyi görmüyor. Sonra tekrar ve tekrar keşke Mostar’a bir yada 2 gün kalmalı şekilde bir planlama yapsaydık diyoruz.

Eğer sizde Bosna’ya gitmeyi düşünüyorsanız, Saraybosna’da  2 gün kalmalı, Mostar 1 gün ve eğer bulabilirseniz Pocitelj 1 gün kalmalı şeklinde bir planlama yapın derim. Emin olun karış karış her yerini gezmek isteyecek fakat zaman bulamayınca bizim gibi pişmanlık duyacaksınız.

Taksimiz kaldığımız evin önüne gelince arabadan iniyoruz. Günün tüm yorgunluğuyla ayaklarımızı dinlendirmek için uzandığımızda ertesi gün gitmeyi düşündüğümüz Kraviçe Şelalerinin, Google Maps’te yanlış işaretlendiğini ve bugün neredeyse yanından geçtiğimizi görünce adeta yıkıldık 🙁 Google Maps’e bu yanlış etiketlemeyi yapanın kulaklarını uzun süre çınlattıktan sonra bir daha Bosna’ya ve Mostar’a gitmek için bir sebep olacağını düşünerek kendimizi avuttuk. Fakir tesellisi işte 🙂

Evet bizim Mostar ve çevresi gezimiz böyle geçti. Buraları gezerken bir rüyada olduğunuzu düşünebilirsiniz. Biz de hepsi birbirinden güzel ve etkileyici pek çok yeni yeri keşfetme fırsatı bulduk. Nasıl olursa olsun, bir şekilde bu turu mutlaka tamamlayın. Hatta eğer iş durumunuz müsaitse ya da bir öğrenciyseniz geri dönüş planınız olmadan buraya gelin. Sırtınıza çadırınızı yüklenin, doya doya, sıkılana kadar buralarda adımlayın tarihi içinize çekin. 

Şimdi bu günübirlik seyahatimiz kadar dolu dolu olmasa da Ne Yenir ? yazımıza göz atma zamanı !

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir