Roma – Gezilecek Yerler

Roma’ya gidecekler şöyle düşünsün. Mesela Avrupalı bir turistsiniz ve İstanbul’a gezmek için geldiniz. Gezilecek ne kadar çok yer var değil mi ? Bu şehirde Roma imparatorluğunun diğer başkenti ve burada da gezilecek onlarca yer bulunuyor. Bu yazı da yolda gelip geçerken gördüğümüz yerlerden bahsetmeyeceğiz ama sanırım en uzun yazılarımızdan biri olacak.

Roma, her gittiğinizde tekrar gezmek isteyeceğiniz yerlerle dolu. Fakat birde bunların dışında her adımda yeni bir şeyler de keşfedebileceğiniz bir şehir. Yani evet yolumuz uzun, hemen en rahat ayakkabılarımızı giyelim ve hadi yollara düşelim. 

Kolezyum:

  • Nereye gidiyorsun ?
  • Roma’ya
  • Oo kolezyumu gezersin.

Evet Roma’ya gideceğinizi duyan arkadaşlarınızla aranızda geçen konuşma tam olarak böyle oluyordur. Çünkü Kolezyum, Roma’nın en simgesel yapıtı. Hemen hemen 2000 yıldır ayakta. Hala çok iyi korunmuş durumda olduğunu söyleyebiliriz. Evet şimdi hikayenin başına dönelim ve bu efsanevi yapı nasıl ortaya çıkarıldı bir bakalım.

Kolezyum’un yapımına MS 72 yılında başlanıyor. Ve o dönem için son derece hızlı sayılabilecek bir sürede 8 sene içerisinde tamamlanıyor. Sonra gelsin gladyatör dövüşleri, gitsin idamlar…

Kolezyum aslında tarih boyunca hep popülermiş fakat 2000’li yılların başında Ridley Scott tarafından yönetilen Gladyatör filmi ve sonrasında Roma dizisi sayesinde burası çok daha popüler olmaya başlamış. Çünkü eskiden buralar hakkında anlatılan hikayeler, bu projeler ile insanların kafasında canlanmaya başlamış. Sonrasında ise Spartaküs dizisiyle asıl bomba patlıyor. Spartaküs dizisinde hatırlarsanuz Kolezyumların ne kadar acımasız olduğu, yapılan şovların ve halkın bunlara duyduğu ilginin önemi çok güzel bir şekilde anlatılıyordu. Geçim sıkıntısı çeken insanların ilgisini başka yerlere çekmek ve isyan etmelerini önlemek amacıyla buraların kullanıldığını da biliyoruz.

Kolezyum’un önemine gelecek olursak depremler nedeniyle her ne kadar zarar görmüş olsa dahi 2000 yıldır ayakta bulunması en önemli özelliği. 2007 yılında dünyanın 7 harikasından birisi seçilmiş. Ve bu tarz yapılar içerisinde dünyanın en büyük amfi tiyatrosu. Tam olarak 50 bin kişiyi alabiliyor. 80 girişi var (tabi o zaman biletleme olmadığı için giriş tamamen serbest yapılıyor, o yüzden bol bol kapı yapmışlar)

Kolezyum hakkında anlatılan en büyük gösteri zemininin tamamen suyla doldurularak içeride Roma tarihinin en büyük deniz savaşlarından birisinin canlandırılması olmuş. Bu gösterinin başka bir yerde yapıldığı konusunda da bilgiler var ama böyle bir gösteri yapıldıysa Kolezyum da yapılmıştır bence. İçi-dışı o derece şafşatalı yani. Fakat tarihin en büyük şovunu kaçırmışız resmen, hemde sadece 2000 yıl farkla 🙂

Son bir uyarı ise burada gezerken çanta ve cüzdanlarınıza çok dikkat edin zira içeriye parasıyla girerek hırsızlık yapan tipler söz konusu. Hatta bizim gözlerimizin önünde bir kız turistlerin parasını çarptı, sonra kaçtı. Biraz daha gezdikten sonra aşağıda da yine bazı çığlıklar duyduk ama neden olduğunu anlayamadık. Buranın bir rutini olsa gerek, aman dikkat !

Roma’ya geldiğinizde burayı gezmeden giderseniz çok dalga konusu olacağınız için uğramadan dönmemenizi tavsiye ederim, nasıl giderim derseniz ise bilgiler aşağıda.

Burası kentin en turistik mekanı olduğu için çok sayıda ulaşım alternatifi bulunuyor. Mesela C3, 60, 75, 81, 85, 87, 175 numaralı otobüsler, 3 numaralı tramvay ya da en rahat “Colosseo” metro durağı üzerinden Kolezyum’a ulaşabilirsiniz.

Kolezyum güne 08:30’da başlıyor ve değişken olarak gün batımına kadar açık, resmi tatillerde ise kapalı. Giriş ücreti 9€. Roma’ya gelir gelmez almanız gereken Pass kart sahipleri ise gişe sırası beklemeden giriş yapabiliyor, aklınızda olsun.

Foro Romano

Tamam bu insanlar kolezyumda eğleniyor kanlı dönüşler izliyorlardı ama nerede yaşıyorlardı, yönetim binaları neredeydi ? Yani ne bileyim, muhtarlık, belediye, zabıta vs nerede sorusunun cevabı Foro Romano.

Burası zaten Kolezyum’un hemen yanı başında yer alıyor. Yani burada yer alan yerleşim aslında Kolezyumdan çok daha eski. Kolezyum yapıldığı zamanlarda insanlar buraya yerleşeli 500 sene geçmiş. Bu kadar eski bir yerleşim yerinden ayakta kalan çok fazla eski yapı, kemerler burada yer alıyor. Şu an ise tamamen harabeye dönüşmüş fakat içeride hala ayakta olan zafer anıtları vs gibi eserler bulunuyor. Tabi bu kadar uzun zaman boyunca insanlar buraya iyi davranmamışlar fakat şu anda iyi bir şekilde korunduğunu söyleyebiliriz. Hatta geçenlerde bir Türk turistin 2000 yıllık bir sütuna yazı yazdığı için 2200 € ceza ödemeye mahkum olduğu haberlere çıkmıştı

Şimdi biz buraya giremedik, neden mi? Sebebi ise Kolezyum’da ucu bucağı görülmeyen sırayı beklememek için aldığımız Roma Pass card !

Tabi sonrasında Roma Pass Card ile ilgili tüm bildiklerimizi toparladığımız ve size ekonomik açıdan iyi gelecek bir yazı yazdık.  Ama Roma Pass Cart’ın burayı gezmemize nasıl engel olduğunu anlatalım.  Roma Pass Card aslında Roma’da büyük 2 müzeye ücretsiz giriş sağlıyor. Okuduklarımıza dayanarak Kolezyum’dan foruma direk bir giriş aradık ama bulamadık. Sonra Kolezyum döner kapı gibi bizi çevirip çevirip dışarı attı 🙂 Dışarı çıktığımızda dolaşırken Forum’un kapısını gördük ama hava artık ısınmıştı, kapıda kuyruk uzundu. Şöyle dışarıdan görünen yerlere bir baktık, gördük ki Pamukkale’den çok daha fazla birşey vaadetmiyor, bizde girmedik. Artık bizi affedin 🙂 Eğer buraya direk girişi bilen varsa, hani sözlükçüler nasıl diyor, “yeşillendirin”

Vittorio Emanuelle II Abidesi: Yaa İtalyanlar burayı neden sevmiyorsunuz ? Bizce gayet güzel işte. Hem manzarası hoş, tepeye çıkıp orada takılabiliyorsun. Kocaman heykeller, sütunlar falan.

Tamam burası gayet güzel ama orada bekleyen askerler biraz dingil, gece uzun pozlama yapmak için tripodu yere koyduğum anda yanımda bittiler ama onuda artık gözardı ediyoruz. Burada merdivenlere oturmak, çantayı yere koymak tripod vs kurmak kesinlikle yasak. Tabi adamlar ne yapsın yani bizim gibi Valide Han’ın kubbesinde zıplayanlara bile izin mi versinler, tarihi varlıklarını korumaya çalışıyorlar. Ama buradaki hassasiyet Kolezyumda bile yok onu belirteyim.

Neyse burası aslında çok eski bir yapı değil. 1911 yılında Birleşik İtalya Krallığını onurlandırmak için yapılmış. Yapılırken pek çok bina vs yıkılmış ve geniş bir meydan oluşturulmuş. İki kulenin üzerinde mahşerin 4 atlısı adı verilen 2 heykel bulunuyor. Önünde ise 1. Dünya Savaşı’nda ölen askerlerin anısına hiç sönmeyen bir ateş bulunuyor.

İspanyol Merdivenleri:

Peki hadi burası içinde bir diyalog yazalım.

  • Oo, amma gezdiniz yaa, instagramdan takipteydik sizi.
  • Evet yaa, çok güzelmiş Roma
  • Ama bir yeri unutmadınız mı ?
  • Yoo, aslında her yeri gezdik
  • Valla İspanyol merdivenlerini göremedik.
  • Ya orada ne var…?
  • Yani Roma’ya gittin o merdivenlerde oturmadın mı ?
  • Merdivenlere oturmaya mı gittik Roma’ya ?
  • O öyle değil işte,

Genelde konuşma böyle bitecektir. Yani burası belki de neden meşhur olduğu hiç belli olmayan bir yer. Bir dizi merdivenler. Önünde Roma’daki diğer çeşmelerle karşılaştırılamayacak bir küçük çeşme. Ama hangi gün saat kaçta giderseniz gidin, burası her daim tıklım tıklım. Sebebi ise meçhul.

Resim Alıntıdır !

Burada yer alan meydanın hemen üzerinde yer alan Trinita dei Monti Kilisesi’ne rahat ulaşılması için 1720’li yıllarda yapılan merdivenler sonrasında bir buluşma noktası oluvermiş. İsmini ise yakınlarında yer alan İspanyol Büyükelçiliğinden alıyor. Alt tarafında kayık şeklinde bir çeşme bulunuyor.

Açıklıyoruz, bizde gittik. Evet ortam güzel. Fakat burayı sizin için tam bir keyif ortamı haline getirecek 2 yer söyleyeceğiz. Şimdi merdivenlere oturmadan önce hemen sağda bulunan sokağa girip Pastificio’dan bir makarna (ki Roma’nın en iyi makarna dükkanlarından biri olarak gösteriliyor, detaylar Roma – Ne Yenir yazısında), sonra hemen karşısındaki Pompi Tramisu’dan tramisu paket olarak alıp merdivenlere kuruluyoruz ve ortama uyum sağlıyoruz. Tabi bunlar eskidendi, artık Roma Belediyesi tarafından merdivenlerde oturmak yasaklanmış durumda ve yasağı delenleri 160€ ila 400€ arasında para cezası bulunuyor. Neyse eskiden gidenler çok şanslı, şimdi Pastificio makarnalarını nerede yiyeceğiz, dükkanda da oturacak yer yok !!!

Evet buraya gidin. Bence de kalabalığı izlemek, insanları gözlemlemek çok güzel. Merdivenlerin tam karşısındaki Dolce & Gabbana mağazasının vitrinlerini görmeyi de atlamayın.

Pantheon: Sanırım burası Roma gezisi boyunca en etkilendiğim yerlerden birisi oldu. M.Ö kimbilir bilmem kaç yılında yapılmış bir tapınak, 80 (yazıyla seksen) yılında yanınca burası 118-125 ( Yine yazıyla yüz on sekiz ile yüz yürmi beş) yılları arasında yeniden yaptırılmış.

İlk yaptırılma amacı o zamanlar Roma’lıların inandığı Pagan tanrılarına ibadet etmek imiş. Sonrasında Hrıstiyanlık yayılınca 609 yılında Bakire Meryem’e adanarak kiliseye çevrilmiş. Ortasında 43 metre çapında bir boşluk var. Yanlarda ise bazı Krallar, sanatçılar ve mimarlara ait mezarlar bulunuyor. 2000 yılından daha eski bu binayı ziyaret etmek Roma gezisindeki olmazsa olmazlarınızdan birisi olsun. Giriş ücretsiz. Önünde ise çok güzel bir çeşme ve meydan bulunuyor.

Bina 09:00-19:30 saatlerinde ziyarete açık. 

Fontana di Trevi: Dünya üzerinde turistik şehirlerin hepsinde bazı dilek ritüelleri vardır. Mesela X çeşmesinden su içersen, Y heykelinin dizini seversen, bilmem nereye parmağını sürtersen dileklerin kabul olacağına veya şehre geri gelineceğine inanılır.

Roma’da bunun Dünya üzerinde en bilinen örneklerinden birisine sahip. Bu da Fontana di Trevi ya da Türkçe adıyla Trevi Çeşmesine para atmak.  Tabi para atmanın bir de ritüeli var. Havuza sırtınızı dönüp sağ el baş parmağınızla, sol omzunuz üzerinden geriye doğru parayı fırlatıyorsunuz. Zaten havuzun dibinde pek çok para göreceksiniz. Bu para atma adeti 1954 yapımı Three Coins in the Fountain filmi ile başlamış ve sonraları her turistin para atmadan geçmediği bir yer oluvermiş.

Evet çok güzel bir çeşme burası. Çok görkemli. Önünde oturup saatlerce  çeşmeyi ve etraftakileri izleyebilirsiniz. Pek çok milletten insanlar var ama ağırlıklı olarak bizim Türk sevgililer burada romantik takılıyor. Çünkü Türkiye’de bu çeşmenin adı “Aşk Çeşmesi” olarak biliniyor.

Aslında İtalyanca’da aşk ile alakası yok konunun. 3 sokağın birleşmesi veya 3 su kaynağının birleşme noktası olduğu için “Trevi” adını aldığı düşünülüyor.

1730’larda dönemin Papa’sı buraya bir çeşme yaptırmak istiyor ve heykeltraş Nicola Salvi’ye konu aktarılıyor ve pek çok sanatçının katkısıyla burada çeşmeyi tamamlıyor.

Çeşme’deki figürleri kısaca açıklayacak olursak ortada bulunan heykel okyanus tanrısı Neptün’ü simgeliyor. Neptün’ü Triton adındaki deniz ulakları çevrelemiş. Neptün hani deniz tanrısı ya, bir deniz kabuğunun üzerinde denizatları tarafından çekiliyor. Soldaki şaha kalkmış at denizin hırçınlığını, sağdaki sakin at ise denizin sakinliğini ifade etmekte. Neptün’ün solundaki sepetli kadın bereketi, sağdaki yılanlı kadın ise sağlığı simgeliyor.

 

Burası İtalyanlar için çok özel bir yer olduğundan hakkında pek çok efsane de üretilmiş. Burası hakkındaki en bilinen rivayete göre, seferden dönen ve ölümüne susayan Roma askerlerinin karşısına güzel bir kız çıkmış ve yeri işaret ederek aradıkları suya burayı kazdıktan sonra ulaşabileceklerini söylemiş. Romalı askerler, kızın gösterdiği yeri kazmışlar ve Trevi Çeşmesi’nin kaynağını bulmuşlar. Trevi Çeşmesi’nin üst tarafında sağdaki heykelde bu hikaye anlatılır.

Yakın tarihe ait bir efsane-gerçekte ben anlayatım. Roma’da yaşayan evsizlerden birisi buraya turistlerin sürekli para attığını keşfedince her sabah gün ağarmadan buraya gelip paraları toplamaya başlamış. Sonrasında baya zengin olmuş. Fakat bir gün belediye buna uyanınca artık paraları kendileri toplamaya başlamış. Para da öyle az buz değil. Hesaplamalara göre geçen sene 1 milyon 400 bin € para toplanmış buradan.

Trevi Çeşmesinin oldukça hoş ve güzel bir aydınlatması olduğu için hem akşam, hemde sabah görmeniz tavsiye edilir. 

Villa Borghese ve Pincio Bahçeleri: Buraya giderken o kadar zorlandık ki anlatamam. İspanyol merdivenlerinde oturup Villa Borghese parkına ve içeride bulunan Villa Medici’ye nasıl gideceğimize bakarken, çok yakın yaa, yürüyerek gidebiliriz dedik. Aslında gerçektende öyle pek uzak bir yer gibi görünmüyor ama kendisi devasa bir park olduğu için parkın içerisinde yürümek ve Villa Borghese’ye kadar ulaşmak o kadar çok zaman alıyor ki anlatamam. Tabi şu an bana peki ne yapacağız buraya gitmek için derseniz açıkçası onu da bilmiyorum. Yakınlarında metro durağı bulunmuyor. Eğer bulabilirseniz Pinciana/Museo Borghese durağından geçen otobüslere binebilirsiniz. Detayları görmek için Google’ın dev hizmetine şuradan ulaşabilirsiniz.

Şimdi biraz Galleria Borghese müzesinden bahsetmeden geçmek imkansız. Burası Papa V. Paul’un sanatsever yeğeni Kardinal Scipione Borghese’ye ait eserlerin sergilenmesi amacıyla kurulmuş küçük bir müze. Fakat içeride o kadar değerli eserler var ki Roma’ya gelen kişilerin buraya mutlaka zaman ayırması, Hatta 2 geçişlik Rome PASS sahibiyseniz birini buraya ayırmanızı tavsiye ederim. Hades ve Persephone (Bernini), Apollon ve Daphne (Bernini), Davut (Bernini), Yılanlı Madonna (Caravaggio) ve Pauline Bonaparte (Canova) gibi muazzam heykel ve resimler bulunuyor.

Bernini’nin yapmış olduğu eserlerdeki vücutlardaki inanılmaz gerçekçilik ve Canova’nın Pauline Bonaparte heykelindeki mermerden yapılma döşeğin inanılmaz gerçekçiliği, beline sardığı kumaşın detayları bunlar nasıl yapılmış diye baya aklınızı zorlayabilir. 

Az öncede bahsettiğim gibi Rome PASS kart burada geçerli. İçeriye parti parti alım yapıyorlar, fakat hiç bir zaman kapıda bir kolezyum kuyruğu beklemeyin. Çantalarınızı dışarıda yer alan dolaba kilitlemenizi istiyorlar. Burasıyla ilgili son not içeride resim çekmemeniz, çekseniz bile yakalanmamanız gerekliliği. Biz selfie çekerken yakalandık ama anlamamazlıktan gelip arkamızı dönüp gittik, bu da kulağınıza küpe olsun 🙂

Piazza Venezia: Şehrin merkezi sayılan ve Vitorio Emanuele II abidesinin baktığı meydan Roma’nın en işlek caddelerinden birisi. Abidenin tepesine çıkarak tepeden Venezia Meydanını izleyebiliyorsunuz. Manzara güzel. Yani buraya gitmeyi unutmayın. Geceleri aydınlatması çok güzel diye yazanlara bakmayın, alalade bir aydınlatma var. Ama gündüz hele bir de yaz aylarında geldiyseniz mermerle birlikte yanabilirsiniz. Bu nedenle yine de akşam gelmek her şeye rağmen daha güzel. Birde grup olarak geldiyseniz sonrasında Venezia Meydanında ki çimlere yayılıp birşeyler içebilirsiniz.

Gianicolo Tepesi: Eveet…  “sana dün bir tepeden baktım aziz Roma” şarkısını söylemek için öcelikle bu tepeye çıkıyoruz. Bir tarafımızda Vatikan, bir tarafımızda ise Roma ile manzarayı seyre dalıyoruz.

 

Burası Roma’da ki son günümüzde ya şu Roma’ya bir tepeden bakamadık düşüncesi üzerine anlık gelişen bir tepkiyle geldiğimiz yer oldu. Aslında tepeye ulaşmak için biraz tırmanmak gerekiyor, lakin kendinize güveniyorsanız bu yola başvurun yoksa bir otobüs veya taksi ile çıkın derim.  Yani buraya kadar gelmişken elbette şöyle manzaraya doğru “Ulan Roma sen mi büyüksün ben mi ? “ diye bağırmak isterseniz Gianicolo tepesi sizi bekliyor. 

Castel sant’ Angelo:  Roma’nın en önemli simgelerinden bir tanesi. Roma resimlerine bakarken sıkça karşımıza çıkan bu kalenin tarihi oldukça eskilere dayanıyor. Ne kadar eski diye soracak olursanız tamı tamına M.S 139… işte burasının önemi biraz bu kadar eski olmasından birazda içine serpiştirilen dini notlardan kaynaklanıyor.

Papa Büyük Gregorius’un burada Melek Mikail’i görmesi (ya da gördüğünü zannetmesi) nedeniyle kaleye bu isim verilmiş. Tahmin edersiniz ki Angelo melek anlamına geliyor. Castel bizdeki kale. Sant’da meleğin namı, yani aziz Melek gibi birşey sanırım.

Resim Alıntıdır !

Bu kadar İtalyanca dersinden sonra kaleye dönecek olursak bu kale İmparator Aurelianus tarafından yapılan kent surlarının bir parçası olarak konumlandırılmış. Ortaçağ’da kale haline getirilmiş ve sık sık siyasi karışıklıklar yaşayan bölgede Papaların ilk kaçtığı nokta burası olmuş. Hatta 1227 yılında Papaların böyle bir karmaşa durumunda direk buraya kaçabilmeleri için gizli bir tünel inşa edilmiş. Tabi kalenin bizim için bir başka önemi de Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın da burada esir tutulanlar arasında yer alması.

Biz kalenin içindeki müzeye girmedik fakat girmek isteyenler için giriş ücreti 5€. İçeride bazı önemli ölülerin küllerinin saklandığı kapları,  Sala Paolina bölümündeki freskleri, Terrazzo dell’Angelo’da kent manzarasını izleyebilirsiniz. Birde bizim Ayasofya’dakine benzer merdivenler bulunuyor. Başkada kayda değer bir şey yok sanırım, bilginize,

Tabi buraya kadar gelmişken kalenin önünde belki ayrı bir gezilecek yer olarak bile işaretlenebilecek Hadrian köprüsünde bol bol resim çektirmeyi unutmayın.

Trastevere: Burası hani Pegasus’un reklamlarında gösterdiği motorla gezilen, eski evlerin daracık sokakların bulunduğu Roma. Yani diğer taraftan tamamen bağımsız bir mahalle aslında. Tıpkı bizim Ayvalık’taki tarihi evlerin bulunduğı alan gibi düşünebiliriz.

Yaşayanları, restoranları, binaları şehrin diğer kısımlarından oldukça farklı. Mesela buralarda daha entellektüel Roma’lılar yaşıyor, kafelerde takılıyor. Taş sokaklar, Arnavut kaldırımlar, küçük renkli evler buraların vazgeçilmezleri diyebiliriz. Pazar günleri bir de bit pazarı kuruluyormuş, eğer günleriniz denk geliyorsa aklınızda bulunsun.

Sonraki seyahatimizde eklenecekler listesi

Capitolino Tepesi: Ve gidemediğimiz yerlerin sonuncusu fakat söz ikinci Roma seyahatimizde ekleyeceğim buraları : ) Ama Roma’nın en büyük tepesi burasıymış, nasıl üzüldüm onu da anlatamam yani : (

Piazza Novana: Buraya da gitmemişiz yaa. Şimdi söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

Piazza del Popolo: 

Via del Corso: Aslında seyahatiniz esnasında bu caddeden pek çok kere geçiyorsunuz. Biz sürekli başka yerlere yetişmeye çalıştığımız için pek etrafa bakmamışız anlaşılan. Fakat şimdi resimlere baktıkça detayları farkediyorum. Neyse sonraki seyahatimize artık. 

Roma ile ilgili diğer yazılarımız için

Roma – Genel Bilgi

Roma – Nasıl Gidilir? Nerede Kalınır?

Roma – Gezilecek Yerler

Roma – Ne Yenir?

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir