Saraybosna – Gezilecek Yerler

Evet sonunda Saraybosna’dayız. Hava alanından bizi alan taksi kaldığımız evin önüne kadar getirip birde kartını bıraktı. Eve çıkıp eşyaları bıraktık, sonra biraz dinlendikten sonra kendimizi hemen sokağa attık. Önceki yazımızda belirttiğim gibi kaldığımız apartman dairesinin kapısı neredeyse çarşının içine açılıyor. Böyle bir lokasyonda kalmak çok keyifliymiş gerçekten. Dışarıda gezerken yorulunca, üşüyünce, ısınınca kendini hoop eve atabilirsin. Evde biraz dinlen, sonra tekrar hoop aksiyonun göbeğindesin 🙂

Evet gelelim artık gezecek yerlerimize değil mi ? 

+Başçarşı: Başçarşı Saraybosna’nın tarihi merkezi ve gezilecek yerlerin tamamının göbeğinde yer alıyor. Hani bizdeki Eminönü veya tarihi yarımada İstanbul için neyse o. Hemen başta belirtelim, buraya geldiğinizde Anadolu’da gezdiğiniz çarşıların bir benzerini görmeye hazır olun. Sanki başka bir ülke de değilde başka bir şehirde olduğunuzu bile düşünebilirsiniz.

Etrafta taş parke döşenmiş yollar, bir sürü küçük dükkan, hatta Türklerin açmış olduğu dükkanlar (Çaykur’un bile çay evi var), küçük camiler, sebiller, bakırcılar… Yani işte burası bizim bir parçamız diyorsunuz hemen. Evliya Çelebi burası hakkında Çarşıda 1080 dükkanın bulunduğunu ve bütün dükkanların güzellik sembolü olduğunu yazmış meşhur seyahatnamesinde.

İsimler de yine çok tanıdık geliyor. Mesela Brusa Bezistan isimli bir han varki anlayacağınız üzere Bursa’dan ismini almış. Ya da Gazi Husrev-Beg’s Bezistan. Yani Gazi Hüsrev Bey’in bez çarşısı. İsimler bizden ama içlerinde ne var diye düşünüyoruz. Mesela Morica isimli bir handa bir cafe bulunuyor. bir kahve içmek için içeri girdiğinizde koskocaman bir Türk Bayrağı ve Bosna Bayrakları yanyana duruyor. Çalan müzikler de ağırlıklı türk tasavvuf müzikleri. Bosna’da yaşanması gereken deneyimlerden birisi bu mesela. Burada oturup bir Türk (yada onların deyimiyle Boşnak Kahvesi) içmeden dönmeyiniz.

Başçarşı ara sokaklarında kaybolunması gereken, her dükkana tek tek girip zaman harcayabileceğiniz bir yer. Zaten gezeceğiniz yerlerin büyük kısmı etrafta olduğu için buralardan fazla ayrılamayacaksınız. Tavsiyem ise çarşıdaki esnafın çalışma seslerini duyabileceğiniz bir yerde oturup bir Türk Kahvesi içmeniz ve insanlara, esnafa, kuşlara kulak kabartmanız. Kısacası bu çarşının güzelliklerinde kendinizi kaybetmeniz.

+Sebil: Sebil Başçarşı’nın tam merkezinde yer alan ve Saraybosna’nın simge yapılarından birisi. Ne öyle devasa bir eser, ne de ihtişamlı bir şey. Ama çok nazik ve içten. Bizde artık hiç yok ama musluklarından hala su akıyor. Saraybosna’ya geldiğinizi arkadaşlarına ispatlamak için Sebil’in önünde fotoğraf çektirmeniz ve instagramda paylaşmanız gerekiyor ama boş bir an yakalamak pek mümkün değil tabiki 🙂

O zaman sizde akşam veyahut günün ışıkları ile buraya gelerek hem yalnız kalmış çarşının, hemde Sebil’in resimlerini çekebilir hemde mis gibi tarihin kokusunu o karmaşa olmadan hissedebilirsiniz.

1753 yılında Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu eser, daha sonra yangın ve savaş nedenleriyle yıkılmasına rağmen, bugün ilk günkü haliyle ayakta duruyor. Sebil yukarıda bahsettiğim gibi çok devasa bir eser değil ama o kadar popüler ki 1989 yılında benzerinden bir tane de Belgrada yapılıyor. Başka bir benzeri Aziz Louis’in 250. Doğum günü anısına Amerika’ya hediye ediliyor. Ve sıkı durun, bir benzeri de şu an Ankara’da bulunuyor. Yani anlayacağınız Saraybosna’daki sebil, bir efsane. Alacağınız Saraybosna Magnetlerinin pek çoğunun üzerinde de şehrin simgesi olarak Sebil bulunuyor.

+Gazi Hüsrev Bey Cami: Gazi Hüsrev Bey, Bosna tarihinin belki de en önemli şahsiyetlerinden birisi. Kendisi, Osmanlı zamanında Bosna’da sancak beyi olarak görev yapmış. O kadar çok eseri bulunuyor ki şehirde tarihi pek çok eserde onun izlerini görmek mümkün.

Gazi Hüsrev Bey aslında Sultan 2. Beyazıt’ın torunu oluyor.  Bu nedenle sarayda iyi bir eğitim görmüş. Sonrasında Bosna sancak beyi olarak atanmış ama o bir yandan da Belgrad, Transilvanya, Hırvatistan, Dalmaçya seferlerine katılmış. Hatta Barbaros Hayrettin Paşa ile Adriyatikteki kaleleri ele geçirmişler. Bu işleri arasında da bir yandan da Bosna sancak beyi olarak şehri imar ettirmiş.

Yaptırmış olduğu en önemli eserlerden birisi de Caminin hemen yanında yer alan Kurşunlu Medresesi. Bu medrese zamanında 50 bin kitap kapasiteli bir okulmuş. Ayrıca biraz öne bahsettiğim gibi Gazi Husrev Begs Bezistan’da onun yaptırmış olduğu eserlerden birisi. Yani Gazi Hüsrev Bey, Başçarşı civarında nereye adımınızı atarsanız atın bir şekilde sizin karşınıza çıkıyor. Bosnalılar bu büyük komutanın vefatı sonrasında naaşını kendi yaptırmış olduğu Gazi Hüsrev Bey Camisinin yanındaki türbeye defnetmişler. Türbesi ziyarete açık.

+Latin Köprüsü: Latin Köprüsü sakin sakin akan Milijacka Nehrinin (isminin anlamıda yavaş akan nehirdir) üzerinde bulunan Osmanlı yadigarı bir köprü. Peki bu köprü neden bu kadar meşhur ?

Bu köprü bir suikast sayesinde bütün dünyada meşhur olmuş. Ama öyle sıradan bir suikast değil, 1. Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan Avusturya-Macaristan Veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesi işte tam da bu köprünün üzerinde gerçekleşiyor. Yani 4 yıl boyunca sürecek ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaş aslında burada başlıyor.

Olayın detayları aslında bazen kaderimizden kaçamayacağımızı bize anlatıyor. Nasıl mı ? Kısaca özetleyelim.

28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Veliahtı Arşidük Ferdinand Saraybosna’ya geldi. Amacı  kendisine bağlanan Bosna’da gücünü göstermekti. Sırplar ise bundan son derece rahatsızdı ve Avusturya-Macaristan’a karşı kurulan bazı örgütler suikast planları yapmışlardı.

Arşidük Bosna’ya geldiğinde üstü açık bir arabayla şehir turu yapmaya başladı. Bu esnada Sırp örgütlerinden 4 kişilik bir çete ilk girişimi gerçekleştirdi. Fakat o kadar acemice davrandılar ki ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Suikast için araca atılan el bombası arabanın altında patlamıştı ve Ferdinand bu suikastten yara bile almadan kurtuldu. Sadece bir subay yaralandı. Bombayı atan çete üyesi şahıs, intihar etmek için siyanür içip nehre atladı ama siyanür tarihi geçtiği ve nehrin yüksekliği en fazla 10 cm olduğu için ölmeden yakalandı.

Bu olaylara rağmen Franz Ferdinand Bosna’nın Avusturya-Macaristan kontrolünde olduğunu göstermek için turunu sona erdirmedi.Eğer turu bırakırsa, bunun bir zayıflık olarak algılanacağına inanıyordu.

Arşidük, gezi sırasında rotasını değiştirerek hastanedeki yaralı subayı ziyaret etmek istediğini belirtti. Ancak bu söylediğini sürücü anlamadı veya unuttu. Araç, önceki rotasındaki ara sokaklara girmişti. Bu kez 4 kişilik çetenin bir başka üyesi Gavrilo Princip adındaki bir adam Arşidük ve Eşi revolverle vurularak öldürüldü.

Olayların bundan sonrası bir domino taşının bütün taşları yıkması gibi gelişti. Avusturya-Macaristan suikastten Sırbistan’ı sorumlu tuttu ve cezalandırmak için Sırbistan’ı işgale hazırlandı. Sırbistan, eski dostu olan Rusya’dan yardım istedi. Bu nokta’da,üçlü itilaf ve ittifak devreye girdi. Avusturya, Almanya’dan yardım istedi. Almanya bu isteği olumlu karşılayarak Avusturya’ya destek verdi. Ancak bu desteği Fransa’yı kızdırmıştı. Fransa’nın da seferberlik başlatıp ordusunu hazırlaması ile birlikte cinayetten sadece haftalar sonra, 6 ülke savaşın eşiğine gelmişti.

Velhasıl bütün bir dünyayı kasıp kavuran, imparatorlukların yıkılıp, ulus devletleri ortaya çıkaran bir savaş işte bu köprüde başladı diyebiliriz. Biraz uzakta köprüyü izlerken bu masum yapının böylesi olaylara neden olduğunu düşünmek insanın tüylerini ürpertiyor. Köprünün üzerinde silahın ateşlendiği yer ve hemen yanındaki bir apartmanda olayı anlatan bir müze bulunuyor. Latin Köprüsü işte bu kadar büyük olayı içinde barındırdığı için buraya kadar gelmişken uğranılmadan geçilmemesi gereken yerlerden birisi.

+Hünkar Camii: İşte bir başka Osmanlı eseri daha. Hünkar Cami, Bosna’nın Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi sonrasında buraya yapılan ilk camii olma özelliği taşıyor. Minberinde hala Osmanlı bayrağının durduğu söyleniyor.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu caminin mimarisinden ve gelen gideninin çok olduğundan özellikle bahsetmiş. Bosna HErsek’in savaş yıllarında yaşamış olduğu yıkım sonrasında geçtiğimiz yıllarda Türkiye tarafından restore ettirilmiş.

+Milli Kütüphane Vijećnica: 19. Yy’ın sonlarında Avusturya-Macaristan imparatorluğu zamanında Endülüs mimarisi ile inşa edilen yapı, Saraybosna’da görüp görebileceğiniz en büyük yapılardan birisi. Yine Milijacka nehrinin tam kıyısında yapılmış ve bir süre Belediye Binası olarak kullanılmış. Sonrasında ise Milli Kütüphaneye çevrilmiş. Bosna iç savaşı sırasında Sırp Çetniklerin kuşatması esnasında içindeki kitaplar ve bina zarar görse de yenileme çalışmaları sonucunda tekrar bugünkü renkli halini almış. Şu anda bir kültür merkezi gibi içinde geçici sergiler bulunuyor.

Yapılış hikayesi ise bir efsane şeklinde anlatılıyor ama o kısmı yazımızın” İnat Kuca” kısmına bırakalım.

Nehrin kenarında önündeki köprüyle güzel fotoğraflar için uygun bir nokta. Hemen arkasında ise klasik Bosna evlerinin bulunduğu yokuş bir sokak var. Milli Kütüphane ziyareti sonrasında resim çekmek için oraya da uğranılabilir.

+İnat Kuca: Evet bizim dilimizden esintiler taşıyan bir kelimeyi daha burada görüyoruz. Evet Boşnakça’da inat kelimesi Türkçe ile aynı anlamda kullanılıyor. Kuca ise Ev demek. Yani İnat evi. Burasının da çok ilginç bir hikayesi mevcut. Şöyle ki 20. yüzyılda Avusturyalılar Saraybosna’yı işgal etmişler. Kentte imparatorluklarının gücünü göstermek ve kurumlarını yerleştirebilmek için kentteki önemli lokasyonlardaki eski bazı yapılar yıkılıp yerine Posta ofisi, müze, üniversite gibi binalar yapmaya girişmişler. Belediye binası içinde Benderija isimli birinin evinin yer aldığı Milijacka nehrinin kenarında bir alanı beğenmişler. Hemen evi yıkıp Belediye binası için yapıma başlamak istemişler ama Benderija sert kayaymış. Bir türlü razı olmamış buna. Araya kimler kimler girmiş ama nafile. En sonunda bir torba altın ve evin birebir nehrin karşı kıyıya taşınması sözü verilince anlaşma sağlanmış. Yani Avusturya’lılar evi yıkamamış, karşı kıyıya taşımışlar. Benderija sayesinde bugün Saraybosna’yı ziyaret ettiğimizde şehrin merkezinde geleneksel Boşnak evlerinden birisini görüyoruz.

Yani en nihayetinde Avusturyalıların güç gösterisi için şehirdeki görkemli ve önemli binaları yok etme planı ne mutlu ki bu evde işe yaramamış. Benderija’nın inadı nedeniyle daha sonra bu eve “İnat Evi” anlamına gelen “İnat kuca” ismi verilmiş

İnat Evi günümüzde restoran olarak kullanılıyor. Lezzetli Boşnak yemekleri ve şarapları burada tadılabilir. Evdeki “Bir zamanlar diğer tarafta duruyordum, ama inadına bu yakaya taşındım.” tabelası mutlaka görülmelidir.

Saat Kulesi: Ferhadiye caddesi üzerinde bulunan ve Saraybosna’da oldukça uzaklardan bile görebileceğiniz bu kule, 17. Yy’da yapılmış. O dönemde içindeki saat mekanizması Londra’dan getirilmiş.

Resim Alıntıdır !

Üzerindeki saat namaz vakitlerini gösteriyor ve şu an Dünya’da işleyen ay takvimine göre tek saat olduğu düşünülüyormuş.

+Saraybosna Katedrali: Saraybosna, Avrupa’nın Kudüs’ü olarak biliniyor ve farklı dinler hoşgörü içerisinde bir arada yaşıyor. Tabi ki bundan yaklaşık 20 yıl öncesinde başlayan savaş, mezhep ve dinsel sebeplerle çıkmış olsa bile, ondan önce ve sonrasındaki zamanlara ait bu hoşgörüyü şehrin her yerinde görmek mümkün.

Bu katedral, 1889 yılında Paris’te bulunan Notre Dame kilisesinden esinlenilerek yapılmış. Katedralin bir diğer adı ise İsa’nın yüce kalbi.

Burası Ferhadiye caddesi üzerinde ki  kültürlerin buluşma noktası olarak bilinen noktayı geçtikten hemen sonra yer alıyor. Ek bilgi olarak söyleyelim, kültürlerin buluşma noktası olarak bilinen yer, Osmanlı yapılarıyla, modern batı yapılarını keskin bir şekilde ayıran bir çizgi aslında.

Resim Alıntıdır !

Ferhadiye Caddesi üzerinde yürürken etrafınızdaki  binaların mimarisinin keskin bir şekilde değiştiğini gördüğünüzde yere bakın, orada kültürlerin buluşma noktasını ve gerekli açıklamaları göreceksiniz.

+Alifakovaç Mezarlığı: Saraybosna’nın merkezi olan Başçarşı’nın hemen üzerindeki tepenin eteklerinde bembeyaz mezar taşlarıyla kaplı bir mezarlık burası. Şehitlik demek daha doğru olur herhalde keza Bosna iç savaşı sırasında şehit olan Bosnalıların ve Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in mezarları burada bulunuyor.

Resim Alıntıdır !

Şehitlikte iç savaş sırasında hayatını kaybetmiş yaklaşık 1.700 Bosnalının mezarı bulunuyor. Aliya İzzetbegoviç’in mezarı ise, “beni şehitlerimizin yanına defnedin, mezarım gösterişsiz olsun” vasiyeti üzerine buraya defnedilmiş. Aliya’nın mezarının başında savunduğu değerleri ve İslam’ı temsil eden hilal şeklinde bir havuz bulunuyor.

Sırp Ortodoks Katedrali: 1800’lü yıllarda Osman Paşa döneminde yapılan bu katedralin mimarisi Bizans Mimarisi baz alınarak yapılmış. Günümüzde bir kısmı iktisat fakültesi olarak kullanılan bu katedral, sonraki tarihlerde Ortodoks olan Yunanistan’ın desteğiyle yenilenmiş. Burası da Ferhadiye Caddesi üzerinde yer alıyor.

Resim Alıntıdır !

At Meydanı Parkı: Saraybosna’da eski şehir tarafından Latin köprüsünü kullanarak diğer tarafa geçtiğinizde karşınızdaki geniş yeşillik alan At Meydanı Parkı olarak biliniyor. Parkın içi genelde sadece yeşillik ve ortasında bir cafe bulunuyor. Eskiden bu parkın bulunduğu alanda at alım satımı yapıldığı için bu isim verilmiş. Şimdi ise artık böyle bir işlevi kalmadığı için sessiz sakin bir park. Görülmesi gereken özel bir şey yok, ama bir çay içmek veya Latin Köprüsü ve müzeden çıkıldıktan sonra bir soluklanmak için uğrayabilirsiniz. 

Resim Alıntıdır !

+Sonsuz Ateş: Sonsuz Ateş 2. Dünya Savaşı sonrasında Saraybosna’nın kurtuluşu şerefine dikilen bir anıt. Tabi o zamanlar Saraybosna Yugoslav birliği altında bulunuyormuş. Bu anıtta yanan ateş yıllardır hiç sönmeden yanıyormuş. Ta ki bir kaç sene önce bir kaza nedeniyle zoraki olarak ateşin kesilmesine kadar 🙂

Neyse merak etmeyin şu an ateş yine yanıyor. Eğer sizde bizim gibi soğuk aylarda Bosna’ya gittiyseniz başında durup hem bir resim çekilebilir, hemde biraz ısınabilirsiniz. Burası da Ferhadiye Caddesinin tam başında yer alıyor.

+Vidikovaç: Burası Saraybosna’nın en yüksek kısımlarından birisi. Yürüme yolu olarak oldukça yakın görünse de siz siz olun bir taksi veya otobüsle tepeye tırmanın. Çünkü yokuş oldukça dik. Bir de bizim gibi Nisan ayında seyahat ediyorsanız, oldukça yüksek bir rakımda bulunan Saraybosna’ya ya kar yağıyordur, yada hava acayip soğuktur ve her yer buzdur. Eğer illaki yürüyeceğim derseniz kayma, düşme ya da donma ihtimallerine karşı hazırlıklı olun. 

Tepeye vardığınızda ise göreceğiniz manzara herşeye değer. Burada bir restoran yer alıyor ve size harika bir Saraybosna manzarası eşliğinde kahve ve nargile içme imkanı sunuyor.

Bosna ile ilgili bir not daha. Burada restoran ve kafelerin hemen hemen tamamında içeride sigara içmek serbest. Tabi mekanlarda tütün mamüllerini tüketen sadece siz olmadığınız için çok rahatsız edici olduğunu söylemeliyim. Türkiye’de tütün mamüllerinin kapalı alanlarda yasaklanması sonrası ne büyük bir konfora ulaştığımızı hemen tekrar hatırlıyoruz. Tabi siz yine de istiyorsanız burada ki harika manzara eşliğinde nargile tüttürebilirsiniz 🙂

Saraybosna gezilecek yerler yazımız bu kadar. Saraybosna gösterişin yakışmadığı ama samimiyeti ve vakurluğuyla hemen gönlünüzdeki yerini alan bir şehir. Şehirdeki her şey mütevazı ama bizden. 

Biz bu şehri çok sevdik, belki bir gün yeniden buluşuruz kim bilir ? 

Şimdi sırada ise damak çatlatan “Ne Yenir” yazımız bulunuyor. Hadi Cevabnidzalar beklemez 🙂  

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir