Selanik – Genel Bilgi

Hani derler ya tüm insanlar ikiz yaratılmıştır diye ve bunun için bazı örnekler verilir (mesela ülkemizde çok popüler olan Goergo Clooney ve Abdullah Gül yada Leonardo di Caprio ile Türk versiyonu Arda Kural) gibi bana kalırsa şehirler de bu şekilde. Yani tabi İstanbul’un bir karşılığı yok ama İzmir’in karşılığı ne diye soracak olsanız size verilecek tek bir cevabım olurdu, O’da Selanik. İki şehir herşeyiyle birbirine bu kadar mı benzer ? Kordon’undan tut, içinde yaşayan insanlara kadar bu iki şehir birbirinin tıpatıp aynısı. Kordon’da yürürken kendinizi İzmir’de sanarak canınız Boyoz isteyebilir ama burada tabi bu yok 🙂

Öncelikle Selanik gezimiz hakkında kısaca bilgi verelim. Bu yazıdan hemen önceki yazımız olan Halkidiki yazısında da kısaca bahsettiğimiz üzere Selanik’e aslında yaz tatilinde havanın kötü olduğu bir gün, günü birlik olarak geldik. Fakat yetti mi, kesinlikle hayır. Peki buraya bir daha gelecek miyiz ? Kesinlikle evet.

Böylesi güzel bir şehre günübirlik gelmek bizi kesmedi açıkçası. Hele birde Pazartesi günü gelmişiz ki, gelmek için en kötü gün. Neden mi ? Çünkü gezilecek her yerin kapalı olduğu tek gün Pazartesi. Evet yani Yunan resmi makamlarının “Pazartesi bu şehirde turist falan istemiyoruz, hadi kışşt” diyebileceğini düşünemedik. Tabi buna bizim Atatürk evi yöneticileri de katılmış, orası da kapalı.

Neyse Allah’tan şehir sadece yürüyerek bile güzel, cafeler, caddeler meydanlar, Bizde onlardan bahsedelim ama önce kısaca bu şehir hakkında bilgi verelim.

Bu şehrin tarihi yaklaşık 2000 yıl öncesine dayanıyor.

M.ö. 315 yılında Makedonya Kralı Kassandros tarafından kuruldu. Kentin kurulmasından önce o bölgede Thermi adında küçük bir yerleşim bölgesi bulunuyordu. Kassandros şehri o kadar doğru bir yere kurmuş ki burası kısa sürede bölgenin önde gelen kenti, Makedonyalıların sağlam kalesi ve gözde yerleşim bölgesi haline geldi. Sonrasında da Makedonya’nın en önemli limanı oldu.

Tabi bu kadar önemli bir şehir haline gelmesi ile birlikte Roma’lılar buraya göz koymaya başladı ve neticesinde M.ö. 168 yılında kenti fethettiler. Ama buraya özel bir önem verdiler ve Makedonya Bölgesi’nin başkenti yaptılar; özerklik tanıdılar ve “Özgür Kent” unvanını verdiler.

Ticaretin, denizciliğin ve el sanatlarının gelişmesiyle Selanik büyük nüfuslu zengin bir kent oldu. Sonrasında M.s. 54 yılı civarında Havari Pavlos’un Selanik’ten geçmesiyle, kent Hıristiyanlığın Avrupa’ya “Giriş Kapısı” oldu.

Dönemin en önemli ticaret yollarından olan “Egnatia Yolu” (Via Egnatia) sayesinde, başta Roma olmak üzere tüm İtalya’ya bağlanıyordu. Bu yolun diğer ucu ise zamanla İstanbul’a kadar uzanacaktı.

Fakat tabi her şey bu kadar sorunsuz ilerlemedi. Kent, MS 390 yılında, İmparator Büyük Theodosios’un Hrıstiyanlığı kabul etmesi sonrasında, Antik Yunan adetlerini yerine getirmesine karşı  büyük bir kıyım yaşadı. Nedeni ise çocuk istismarı idi.

Evet burayı biraz açalım. MS 390 yılında Selanik’te, şimdi yerinde yeller esen devasa bir hipodrom vardı. Burada bir kaç gün içinde şehrin heyecanla beklediği at arabası yarışları vardı. Yarışlar başladığında halk en sevdiği yarışmacıyı göremedi ve nedenini sorgulamaya başladı. Sonuçta bu yarışçının bir çocuk istismarı Wikipedia’ya göre ise eşcinsel ilişki neticesinde hapse atıldığı ortaya çıktı. Fakat bu yapılan hareket Pagan dinlerine inanan halk arasında büyük bir suç değildi, fakat Hristiyan İmparator Büyük Theodosios ve onun şehre atadığı Got Garnizon komutanı için büyük bir suç işlenmiş ve tutuklanmıştı.

Söylenen o ki Selanik halkı kendisini Roma asaletine sahip olduğunu düşünür ve barbar olarak nitelendirdikleri Got’ları sevmezlerdi. Sevmedikleri bir komutan, kendilerinden birisini hapse atınca ayaklanma başladı ve şiddet adım adım tırmandı. Ve halk şehir yöneticilerini katletti.  Fakat İtalya’da bulunan I.Teodosius haberi alınca küplere biner. Hemen yeni bir idareci tayin eder ve ona gizlice olaylardan sorumlu herkesin kılıçtan geçirilmesini emreder. Olaylar bir nebze olsun yatışır. Yeni idareci sanki halkla barışmak istercesine bir süre sonra tekrar oyunlar tertip eder. Halk yeniden hipodromu tıklım tıklım doldurur. Sonrası ise tamamen vahşet. Kapılar kapatılır ve içerideki halk askerler tarafından kılıçtan geçirilir. Tarihçiler içerideki herkesin askerler tarafından kılıçtan geçirildiğini yazıyor.

Tabi bu olaylar oldu diye Selanik hemen Hrıstiyanlığı kabul etmedi. Ta ki MS 7. yüzyıla kadar. Bu tarihte Havari Kirilos ve Methodios şehre büyük değişimler yaşattı. Mesela Yunan Alfabesi’nin büyük harflerini kullanarak Slav Alfabesi’ni (Kiril) yaratıp, onlara yazmayı öğrettiler ve Hıristiyanlığı kabul ettirdiler. Tatlı dil her zaman işe yarar.

Zenginleşen kent MS 904 yılında Giritli korsan Sarazenler ve MS 1185 yılında Kuzey Avrupa’dan gelen Normanlar tarafından ele geçirerek yağmalandı ve birçok insanı öldürüldü. Hatta Normanlar bununla kalmayıp Konstantinopolis’i yani  bildiğimiz İstanbul’u fethetmeye karar verdiler fakat Bizans İmparatoru İsaakios Angelos’un savunma için gönderdiği ordu onları durdurmayı başardı.

Nihayet 29 Mart 1430’da Fatih’in babası Sultan 2. Murat donanmasıyla bu kenti ele geçirdi. Kent 1912 yılında Türk hakimiyetinden çıkana kadar hep gelişmiş bir kent oldu.

1917 yılında yaşanan büyük yangın neticesinde kentte Türk izleri silindi. Yanan eserlerin yerine Antik Yunan ve Avrupai tarzda binalar, meydanlar yapıldı.

Selanik tarihi böyle acımasızlıklarla dolu. Son olarak’ta kente İspanya’da soykırımdan kaçarak yüzlerce yıl önce gelen Yahudiler 2. Dünya Savaşı esnasında Adolf Hitler tarafından katledildi. Yaklaşık 46 bin Yahudi’nin bu dönemde öldürüldüğü konusunda iddialar bulunuyor.

Selanik’in bizim tarihimizde de önemi büyük, nitekim İttihat ve Terakki Fırkası’nın merkezinin bu ülke olması, 2. Abdulhamit’i tahtından indiren Harekat ordusunun bu kentten gelmesi, hepimizin bildiği üzere Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu kentin burası olması Selanik’in sürekli olarak bizim tarafımızdan hatırlanmasını sağlıyor.

Bugün 1 Milyonun biraz üzerindeki nüfusu ile Selanik yaşanılabilir ve benim deyimimle yaşlanılabilir bir kent. Her ne kadar iki ülke arasındaki ilişkiler hiç bir zaman düzelmese de insanlarla iletişime geçtiğinizde bütün önyargılarınızın yıkıldığını göreceksiniz. Halklar birbirine çok anlayışlı ve öngörüsüz. Darısı Devletlerin başına diyoruz 🙂

Aslında pek çok konuyu çok özet olarak geçmemize rağmen çok detaylı bir yazı oldu. Hadi şimdi bu güzel şehre nasıl gidilir, nerede kalınır ona bakalım

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir