Selanik – Gezilecek Yerler

Selanik yazıları içerisinde belki pek çok kere söyledik ama söylemeye doyamıyoruz. Burası hem çok güzel, hemde bizden bir şehir. Sokakta dolaşırken şehirdeki İzmir havasını alacaksınız. İnsanların ise keyfine düşkün ve ortalamanın üzerinde gelire sahip insanlar olduğunu zengin olduklarını hissedeceksiniz. Bunları neden mi söyledik, çünkü gezilecek yerler ve sokaklar evler gayet güzel, zevkli. Çevrede göreceğiniz binalar, evler hepsinde bir Avrupa kenti kokusu alacaksınız. Yani bu şehirde sokakta dolaşmak bile size ekstra bir zevk verecek. 

Neyse şimdi gelelim beklenen yazımıza, Evet hadi biraz Selanik sokaklarında turlayalım. 

Beyaz Kule: Selanik şehri’nin simgesi. Selanik kordon boyunun hemen başlangıcında diyebileceğimiz bir noktada Zafer bulvarı, Pavlou Mela ve Milli Savunma caddelerinin kesiştiği yerde bulunuyor. Selanik’te 15 dakika yaya veya arabayla gezinirseniz burayı görmeme ihtimaliniz sıfır. Yani bir şekilde bu kule ile tanışacaksınız. E zaten gidin görün, çünkü burası atalarımızdan kalma birkaç eserden birisi.

   Kulenin eski yıkık dökük halinin yazgısı Kanuni Sultan Süleyman döneminde değişmiş. Bazı rivayetlere göre Mimar Sinan, bazı rivayetlere göre ise Venedikli mimarlar tarafından kule yeniden yapılmış, etrafındaki surlar sağlamlaştırılmış. 

   Evliya Çelebi buraları gezerken burayı oldukça methetmiş. Mesela içinde yer alan topların sadece Çanakkale ve Rodos ile mukayese edilebileceğini yazmış. Etrafında yer alan fakat bugün göremediğimiz surlarının ise 38 metre yüksekliğinde 3 metre genişliğinde olduğu kayıtlara girmiş. 

   Yine kulenin enteresan bir kaç özelliğinden bahsetmeden geçmeyelim. Birincisi bu kulenin sürekli isim değiştiriyor olması. Mesela Osmanlı döneminde verdiği hizmetlere göre halk buraya başka başka isimler vermiş. 16. Yüzyılda Aslan kulesi olarak adlandırılan kule, sonralarda Yeniçeri kulesi olarak anılmaya başlanmıştır. Kulenin zindan olarak kullanıldığı 1826 yılında, dönemin sultanı ll. Mahmud’un emriyle kulede bulunan bütün esir ve tutuklular kılıçtan geçirilmiş ve bunun üzerine kuleye Kan Kulesi (Tower of Blood) denmeye başlanmıştır. )Kılıçtan geçirilenlerin yeniçeriler olduğuna dair rivayetler var, bilgisi olan varsa yorumlara eklesin lütfen. Kule isimlerinin değişimleride Osmanlının yükseliş, duraklama ve gerileme dönemleri gibi olumludan olumsuza döndüğüne de dikkatinizi çekerim 🙂

Evliya Çelebi bu yapının Kalamarya kulesi veya Kale-i Esed olduğunu yazmış. Esed kelimesinin Arapça’da Aslan anlamına geldiğini belirtelim.  Ayrıca Evliya Çelebi bu yapının içinde 3 sarnıç, 40 ev ve buğday ambarlarının bulunduğunu yazmıştır. Yani içeride baya bir komün varmış o dönem 🙂 

Osmanlı’nın son dönemlerinde harabeye dönen bu surlar 1869 yılında rıhtım inşaatı nedeniyle yıkılmış, 1904 yılında ise tamamen kaldırılmış ve bugünkü görüntü ortaya çıkmış. 

Kuleyi Pazartesi hariç diğer günler 08:00 – 15:00 arası normal 3€, indirimli 2€ karşılığında gezebilirsiniz. Maksimum ziyaretçi sayısı aynı anda sadece 70 kişi olduğu için zaman zaman kapıda kuyruklar oluşuyor. Kulenin her katında farklı sergiler, görseller ve eserler bulunuyor. 6 katlı kulenin en tepesinde hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir yer ve panoramik teras var. Terastan şehrin harika görüntüsünü izleyebilirsiniz.

Aristotales Meydanı: Açıkçası şehrin en çok sevdiğim kısmı burası oldu. Geniş  güzel, nizami bir meydan, etrafta kafeler, mağazalar, ortada uçuşan kuşlar.

Yani şehircilik ve şehir planlamanın ne kadar gerekli olduğunu bu meydana bakarak anlayabilirsiniz. Mesela İstanbul’da hiç böyle bir meydan yok. Taksim demeyin bana, çok kızıyorum. Sen bütün büyük yatırım yap, yolu yer altına al, sonra bir ayağı sakat, bir kolu kırık koca meydanı bırak kendi haline.  Taksim’de anıtın orada uçuşan kuşlar dışında bir benzerliği yok maalesef.  

Bu meydan çok turistik bir yer fakat turistik bir alan için oldukça yeni sayılabilir. 1917 yılında çıkan yangın sonrası Fransız Mimar Ernest Hebrand tarafından tasarlanmış. 1918 yılında başlayan yapılaşma süreci 1950’li yıllarda sona ermiş.

3 tarafı güzel binalarla çevrili ve alt kısmı ise denize açılıyor. Şehrin tam merkezinde olmasının avantajıyla bu meydana açılan ara sokaklarda bile meydanın verdiği hareketi hissediyorsunuz. Meydanın üst kısmını çok güzel ve şık mağazalar caddesi Tsimiski kesiyor.

Burası bir açık hava AVM’si gibi pek çok tanınmış markanın şubelerini barındırıyor. Gezmesi oldukça keyifli. Yani herşeyi benzettik hadi buna da yazalım, ortasından trafik aktığı için bizim Bağdat caddesi ile karşılaştırabiliriz.

Agia Sofia Kililesi: Evet, evet Ayasofya. Tabi bizim İstanbul’da ki Ayasofya gibi heybetli haşmetli bir şey beklemeyin fakat bu da fena değil, idare eder yani. 3. Yy’da burada bulunan bir kilise yerine 8. Yy’da inşa edilmiş ve o günden bugüne yerinde duruyor. Öncelikle Haçlı seferleri sırasında Venedikliler burayı ele geçirmiş ve Ortodoks olan bu şehrin kilisesini Katolik katedraline çevirmiş (Nedir bu Ayasofya’nın Haçlılardan çektiği) . Sonrasında ise Osmanlılar Fetih sonrası yaptıkları bir kiliseyi Camiye çevirme haklarını bu kilisede kullanmışlar.

1912 yılında ise burası tekrar kiliseye çevrilmiş ve o günden bugüne öyle kalmış. Burası da yangından dolayı büyük zarar gördüğü için sonrasında restore edilmiş. 1988 yılında Unesco tarafından Dünya mirası listesine dahil edilmiş. Bina pek çok kilise gibi haç şeklinde inşa edilmiş. İç kısmında tavan ve tabanda önemli figürler bulunuyormuş. Yani biz girmedik, bildiğim kadarıyla anlatıyorum. Zaten her gün açık diyorlar ama biz gittiğimizde kapısı kapalıydı. Daha önce de dediğim gibi siz siz olun Pazartesi Selanik’e gitmeyin.

Atatürk evi: İşte birçok Türk’ün Selanik’e gitme sebebi. Bu bina Türk konsolosluğunun hemen yanında bulunan ve aslında farklı görüşler olsa da Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev olarak kabul ediliyor. Yunan Hükümeti bir jest yaparak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 10. Yılında bu binayı sahiplerinden alarak bize hediye etmeye karar vermişler. Ev 1950’li yıllarda müzeye çevrilmesine karar verilmiş ve 3 yıllık bir çalışma sonrasında müze olarak açılmış. Evet tahmin edebileceğiniz üzere burası da Pazartesi kapalı. Bu nedenle içeriye giremedik.

Avluda Ali Rıza Efendi tarafından dikildiğine inanılan büyükçe bir nar ağacı bulunuyormuş. Evde ise giden arkadaşların Instagram story’lerinden tanıdığımız balmumu heykeller ve resimler bulunuyor 🙂

Burasının etrafı küçük bir Türkiye adeta. Evin hemen karşısında bulunan hediyelik eşyacılar Türkçe etiketlerle satış yapıyorlar, çoğu da zaten Türk. Etrafta çayhaneler falan ne ararsanız var. Hani Amerika’da vs var ya, Çin mahallesi, Little İtaly vs burasıda Türk mahallesi 🙂 

   Selanik Kordon: İşte olayı bitiren yer burası. Geniş güzel bir yol, mis gibi deniz, nezih bir insan topluluğu, yolun hemen karşısında kafeler, pastaneler. Selanik kordon boyu gerçekten seyahatimiz boyunca en çok sevdiğimiz yerlerden birisi oldu. White Tower’ı da hesaba kattığınızda bir nevi Rumelihisarı diyebiliriz. Evet bizim ki boğaz olması hasebiyle daha güzel. Selanik yazısında neden her şeyi bir şeye benzetme gereği duydum ki ! Neyse herkesin şehrine kimse karışamaz diyip devam ediyoruz. 

Kamara Meydanı: Burası’da Aristotales meydanından sonra farklı bir buluşma alanı. Meydan da hemen dikkatinizi çekecek olan yapı bir kemer Bu kemer M.S 3. Yy sonlarında Selanik’i bu bölgenin başkenti yapan Sezar Galerius’u onurlandırmak için yapılmış. Üzerinde hala bazı gravürler bulunuyor. Burası’da Selanikte iken görülmesi gereken yerlerden birisi.

 

Rotonda: Selanik’te görüp görebileceğiniz en eski yapı burası. Yine MS 3 yy’da bir kilise olarak Galerious kemeri ile birlikte büyük sarayın bir parçası olarak inşa edilen burası yaklaşık 6 metre kalınlığındaki duvarlarından güç alıyor olsa gerek hiç yıkılmadan ayakta kalabilmiş. Rotunda kelimesi daire anlamına geliyor ve zaten burasını gördükten sonra bu ismin neden verildiğini anlayabilirsiniz.

Yedikule Zindanları: Hani her şehirde manzara izleyecek güzel bir tepe vardır ya, burada manzarayı bu güzel kaleden izleyebilirsiniz. Burasının yapımının zaman zaman 4. Yy’a kadar gittiği söylense de büyük bir kısmı sonradan yapılmış. Bir dönem zindan olarak kullanıldıktan sonra ise şimdilerde devam eden çalışmalarla sanırım turizme kazandırılmaya çalışılıyor. Siz de buraya uğrayarak, “sana dün bir tepeden baktım aziz Selanik” ya da “Selanik sen mi büyüksün ben mi” temalı story’lerinizde kullanabilirsiniz.

Selanik Tekne Turu: Evet Selanik’te de Tekne  turu yapabilirsiniz. üstelik  ücretsiz. 30 dakikalık bu turlarda ücreti içeride size sattıkları ile çıkarıyorlar ama ben nefsime hakim olurum, 30 dakika nedir ki, göz açıncaya kadar geçer diyorsanız buyrun sizi bekliyorlar 🙂

Evet Selanik’te bizim gezdiğimiz yerler aşağı yukarı bu kadar. Burası çok güzel ve özel bir şehir. Şöyle bol bol vaktimiz olsaydı da kordonda bir kaç tur atıp, akşam kalabalıkla hareketli yerlere aksaydık diyoruz. Ama bir sonraki gelişimiz için sizin önerileriniz varsa, onları da dinlemeye hazırız. Yorumlarınızı bekliyoruz. 

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir